Fikirtepe’de Neler Oluyor? Unuttuk Gitti!

Fikirtepe'de yaşanan hayli ilginç 'dönüşüm' denemesi, geçtiğimiz üç senedir tarif ve talihsiz bir duraklama sürecine terk edilmiş gibi.

Ara ara yapı adalarının dümdüz edilmiş olduğunu görüyoruz; özellikle de kiracıların boşalttığı camı pencereleri kırık konutları. Koca yapı adasında bir konutun kaldığını görüp garip duygular içerisinde gülümsüyoruz, temel atma töreni olağanca ‘ihtişam’ıyla yapılıyor burun kıvırıyoruz. Bu durumları kim, ne kadar, ne yaşıyor acaba düşünmüyoruz. Kendimi; hiçbir zaman ait hissedemediğim bu sistemin, günümüz önde gelen temsilcileri olan müteahhit firmalarını savunurken buldum bugün. Adamlar da mağdur nasıl yapalım şimdi? Bu ironik durumların sorunlusu ve sorumlusunu anlamak bize ne katıyor onu da bilmiyorum.

Fikirtepe ilk dönüşüm alanı ilan edildiğinde herkes ilgilendi. Sene 2011, yönetim ve yetkileri el değiştirdi gene bir gündeme gelir gibi oldu sonra unuttuk gitti. Keşke bu kadar basit olsa. Kendimize dokunmadan anlayamıyoruz yaşananları diye serzenişte bulunmak da faydasız. Bize dayatılan yalnızlaşma duygusunu alıp başucumuza koymak değil yapmamız gereken. Birlikte düşünmek, dinlemek, anlamak ve anlatmamız gerekiyor sanırım yaşananları. Bu sebeple klavyeme almak istedim alanda gördüklerimi.

Projede ilk anlaşmayı yapan adalardan birindeydim dün. Bir avluda oturup kadınlarla sohbet edecektik, karşıma ilkin elinde sopayla bir teyze çıktı. Dayanak yapıyor sopasını sandım lakin teyzemin hırsız kovalamak için araç olarak kullandığını öğrenince sopayı, güleyim mi ağlayayım mı şaşırdım. Ayyuka çıkmış bu hırsızlık mevzusu meğer. Adam, eve kendi evi gibi girip sigarasını içip televizyonu söküp kendine mesken edinirken yakalanmış birkaç gün evvel. Gece gündüz demeden rahatça giriyorlarmış evlere. İnsanlar tedirgin nöbetteymiş her gece. Özellikle kadınlar sokağa çıkmaya korkar haldelermiş hatta gene yakın zamanda bir kadın bıçaklanmış. Polis çağırdıklarında, durumdan usandıkları için onların da alana iştigal etmediklerini öğreniyoruz. E ne yapsın bu insanlar? Hırsız görünce tencere tava çalıp, terörize olup sabahlara kadar nöbet tutmaları gelebilir ancak ellerinden. Aşağıda, bulunduğum muhitte yaşayan bir üniversite öğrencisinin muhatap firmaya yazdığı mail yer almaktadır (İnşaat firmasının adı kasıtlı gizlenmiştir.):

“Merhabalar, ben Fikirtepe’de X firması kapsamındaki adaya ait bir sokakta oturmaktayım. Oturduğum sokakta kiracı ailelerin evleri boşaltmasıyla sadece ev sahibi aileler kalmakta ve korku içinde yaşamaktalar. Çünkü boşaltılan evlere tanımadıkları insanlar ve yurtdışından kaçarak gelenler ikamet etmektedir. Artık gece gündüz fark etmeden evlerimize hırsızlar girmektedir. Bu durumdan sokak sakinleri olarak bizler endişe duymaktayız.

Ben bir üniversite öğrencisi olarak evden sabah çok erken saatte çıkmam ya da havanın karanlık olduğu bir saatte eve dönmem gerekebiliyor. Fakat, içinde bulunduğumuz tehlikeli durum itibariyle ailem ve ben bundan çok fazla endişe duyuyoruz çünkü okula giderken ve gelirken bazı saplantılı olaylara tanık oldum. Bu e-maili atmamın asıl sebebi ise son iki gün içinde bir komşumuzun evine hırsızların girmesi ve başka bir komşumuzun evine de hırsızların girmeye teşebbüs ederken fark edilmesidir. Artık mahalle sakinleri olarak sadece geceleri değil, gündüzleri de diken üzerindeyiz.

Biz, X firmasıyla Aralık 2011’de anlaşma imzaladık ve o tarihten itibaren bekliyoruz. Bize hiçbir açıklama yapılmıyor, bilgi verilmiyor. Bu sürecin hızlandırılmasını tüm mahalle sakinleri olarak istiyoruz. Bu e-mail’imin cevapsız kalmamasını, bizi bilgilendirmenizi ve gereğinin yapılmasını talep ediyoruz. Teşekkür ederiz.”

Bir diğer konu, alandaki fiziksel sakıncalar. Geçtiğimiz haftalarda Gökçeada’da meydana gelen deprem, proje alanında kalan bir yolda çatlama yapmış geçenlerde. Birkaç gündür yağan yağmur neticesinde belli ki, yol aşağısına mail edip çökmüş. Aşağısında tabi ki yıkılmış bir hafriyat alanı yer almakta. Oradaki yapılar yıkıldı temelleri gitti; kim bilir belki de ağaçlar söküldüyse çok olağan bir sonuç. 2 Haziran Pazartesi günü itibariyle çöküntü doldurulup ‘onarılmaya’ başlansa da olmamış ve bir daha olmayacağı anlamına gelmemekte.

Bir an önce alandaki insanların hem can hem mal güvenliği açısından alanı terk etmesi gerekmektedir. Müteahhitler, bakanlığın gözünün içine; anlaşma yapanlar da müteahhitlerin tek sözüne bakıyor. Projeyi beğenelim beğenmeyelim, projenin yarattığı rantı ve ‘zenginleşme’ hayalini tasvip edelim ya da etmeyelim. Burada durum çok berbat. Kim bu hale getirdiyse lütfen çözmek için de bir şeyler yapsın artık.

Etiketler

Bir yanıt yazın