+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Mobilya Tarihi Hakkında "Bilmeseniz de Olur"luk Hikayeler: Time-Life Chair (2. Bölüm)

6 Aralık 2016, 11:38
  defa okundu.

Mobilya Tarihi Hakkında "Bilmeseniz de Olur"luk Hikayeler: Time-Life Chair (2. Bölüm)

1978

"Yarın konuşalım bunları, bugün biraz yoğunum" dedi ve babasına "hoşça kal" deme fırsatı dahi vermeden kapattı telefonu. Aslında bu tür kabalıklar yapmak pek adeti değildi ama babasının hala şirketin her detayıyla ilgilenmesinden bazen rahatsız oluyordu ve aklı da dün İzlanda'ya gitmesi gereken sandalyedeydi. Dahiliden satış bölümünü aradı, öğle arası olduğu için telefonu defalarca çaldırmasına rağmen açan yoktu. Israrla çaldırmaya devam etti. Telefon 16. kez çalıyorken tuvaletten çıkan Bill ofisteki "cubicle"lar* arasından koşmaya başladı. Dünyanın ilk "cubicle"lardan oluşan açık ofisinde çalışıyordu ve bu yüzden aralarında 21 metre olmasına rağmen, satış departmanında çalan telefona bile koşma sorumluluğu hissediyordu. 27. kere çalmak üzereyken telefonu açtı. "Efend..." derken, "Bill Crooks!!! İzlanda'ya gitmesi gereken Time-Life Chair ne oldu?" diye sordu telefonun diğer tarafındaki Hugh De Pree; öğle arasında ofisten çıkmayan kişinin kim olabileceğini tahmin ederek. "Elimizden gelen her şeyi yaptık ve yetiştirdik efendim, -İzlanda Halkı'na duyduğumuz sevgi ve saygının göstergesinin bir sembolü olması dileği ile- notunu düşerek. 524 Dolar olan liste fiyatı üzerinden 50 Dolar da indirim yaptık belirttiğiniz gibi." dedi Bill. Hugh, babası ile yaptığı tatsız konuşmadan sonra bu haberi alınca az da olsa rahatladı, şimdi ayaklarını masasına uzatıp öğle arası bitene kadar kestirebilirdi.

Sadece 10 dakika sonra, Hugh'un telefonu çalmaya başladı. Yorgunluktan çoktan uykuya dalmış olan Hugh sıçradı ve sanki hiç uyumamış gibi bir ses tonuyla açtı telefonu. Arayan Bill Crooks idi ve telefon açılır açılmaz hemen söze girerek "Efendim, sizle konuştuktan hemen sonra Gudmundur Thorarinsson aradı, İzlanda Satranç Federasyonu Başkanı. Bir tane daha Time-Life Chair istiyorlar, Spassky, 'Fischer'ın oturduğu sandalyeden ben de istiyorum yoksa maça çıkmam demiş.'" dedi. Hugh birden gülmeye başladı. Bill bu kahkahalar sonrasında patronunun "Daha dün bir tane gönderdik, neden aynı anda istememişler!" diyerek bağıracağını sandı, ama "Çok iyi, hemen bir tane daha gönderin ve bu sefer ödeme almayın, hediyemiz olsun" cevabını aldı. Dünyanın en büyük satranç ustası, hem de bir Rus, Dünya Şampiyonası finalinde kendi firmalarının üretimi olan bir sandalyeye oturacaktı ve bu maçı yüzlerce farklı ülkede milyonlarca kişi izleyecekti. Hem markalarının, hem de ülkelerinin tanıtımı için çok iyi bir fırsattı bu. Hugh üstüne para bile verebilirdi. Bill, bu kadar açık fikirli, vizyon sahibi ve zeki bir patronu olduğu için bir kez daha çok şanslı hissetmişti kendini.


Resim 01: Soldaki fotoğraf: George Nelson, Herman Miller mobilyaları ile birlikte 1959 Moskova Dünya Fuarı Amerika Pavyonu'nda. Sağdaki fotoğraf: (Soldan sağa) George Nelson, D.J. De Pree, Jim Eppinger, Hugh de Pree, Alfred Auerbach yeni koleksiyon üzerinde çalışıyorlar.

Hugh De Pree gerçekten de bu sıfatları fazlasıyla hak eden bir işadamıydı ve ticari yeteneklerini şirketin kurucusu olan babası D.J. De Pree'den almıştı. D.J De Pree, yıllar önce getir götür işlerini yapmak için girdiği Michigan Star Furniture Firması'nı kayınbabasının yardımıyla satın almış ve oğullarına da aktarmaya büyük özen gösterdiği kişisel özellikleri ve ticari yetenekleri sayesinde kısa sürede dünya çapında tanınan bir marka haline getirmişti. Firmaya da, yardımları nedeniyle kendini borçlu hissederek kayınbabasının adını vermişti: Herman Miller.

Hugh, Bill'le konuştuktan hemen sonra tekrar telefona sarıldı ve az önce telefonu yüzüne kapattığı babasını aradı. Time-Life Chair'ın Fischer-Spassky maçının finalinde olacağını ve bütün dünya tarafından izleneceğini D.J de öğrenmeliydi...

1961

"Telefon çalıyor, bakar mısın" diye seslendi Ray, bir yandan bulaşık makinasından tabakları çıkarırken. Lounge Chair'ında oturmuş kitap okuyan Charles homurdanarak yerinden kalktı ve telefonu açtı. Arayan Time Inc.'in patronu Henry Luce'ydi**. "Charles, bana bir iyilik sözün vardı, unutmadın değil mi?" dedi hatır sorma faslını kısaca geçiştirdikten sonra. "Tabii ki unutmadım Henry, biliyorsun sana ne kadar minnettar olduğumuzu" diye cevapladı Charles, ukalalığından eser kalmamış, sevimli bir ses tonuyla. Henry, Time Inc. bünyesindeki bütün yayınları ve radyo kanallarını, inşası süren yeni binalarına taşıma kararı almıştı ve 27., 28. ve 29. katlardaki yönetim bölümlerinin lobilerini Eames çiftinin tasarlamasını istiyordu.

Rockefeller Center'a ek olarak yapılacak bina, Time-Life Building adını alacaktı. İnşası başlar başlamaz, bütün New York'un merakla bitmesini beklediği bir proje haline gelmişti. Özellikle içinde açılacak restoran ve kafe gibi sosyal mekanlar, henüz açılmadan merak uyandırmaya başlamıştı. Zira binada yer alacak her mekan özenle tasarlanıyor, birçok ünlü tasarımcı bu mekanlar için çalışıyordu. Herman Miller'ın tasarım direktörü ve Eames'lerin yakın arkadaşı olan George Nelson 48. katta açılacak olan restoranı, başka bir Herman Miller tasarımcısı Alexander Girard da giriş kattaki restoran projesini yapıyordu. Nelson'un yaptığı restoran, 90'ların ortasına kadar hizmet verecek olan, açılır açılmaz New York'ta bir efsane haline gelen Hemisphere Club, Girard'ınki de La Fonda del Sol'du.


Resim 02: Üst sıra, soldaki fotoğraf: Ray Eames, Time Life Binası lobi şantiyesinde. Üst sıra, sağdaki fotoğraf: Hemisphere Club. Alt sıra, soldaki fotoğraf: Time Life Binası lobisinde Time-Life Chair'lar. Alt sıra, sağdaki fotoğraf: La Fonda del Sol.

Charles ve Ray Eames, hem Henry'ye borçlu oldukları için, hem de açılmakta olan Time Life Building'de bir iş yapmış olmanın önemini bildiklerinden, üç lobiyi de en ince ayrıntısına kadar, bizzat kendileri ilgilenerek tasarladılar. Çift, bu üç lobiye özel, Lounge Chair'ları kadar büyük olmayan, gerektiğinde masa başında da kullanılabilecek, ama bir o kadar da rahat bir ofis koltuğu tasarlamıştı. Bu koltuk, ilk olarak bu binada kullanıldığı için, Time-Life Chair adını alacaktı.

Nelson da, Eames'ler de, mekanlarının tüm mobilyalarını kendileri tasarlamıştı. Girard da, Eames'ler tarafından bu mekan için tasarlanan sandalye dışında, yaptığı restoranın mobilyalarının hepsini kendisi tasarlamıştı. Ve bütün bu mobilyalar, modern tasarım denildiğinde artık akla gelen ilk firma olan Herman Miller tarafından üretilecekti.

1958

George Nelson'u ofistekiler daha önce hiç bu kadar stresli görmemişlerdi. USIA (United States Information Agency) tarafından, Moskova'da düzenlenecek olan fuardaki Amerika Pavyonu'nun baş tasarımcısı olarak belirlendiği günden beri, çok stresli gözüküyordu. Normalde son derece soğukkanlı ve sakin olan Nelson'un stres yapmak için son derece geçerli sebepleri vardı. Bu işi Eylül'de almışlardı ve yapılan resmi görüşmeler, verilmesi gereken kararlar yüzünden şimdiden 2 ay geçmişti bile. Bütün hazırlıkları tamamlamaları için sadece 6-7 ayları kalmıştı ve Başkan Nixon bu fuarla bizzat kendisi ilgileniyordu.

Nelson, ofiste bir oraya bir buraya yürüyor, dört gözle Charles ve Ray'in gelmesini bekliyordu. Birkaç gün önce Charles'ı arayıp durumu anlatmış ve yardıma ihtiyacı olduğunu söylemişti. "Çıktı mı bir şeyler?" diye bağırdı yan odada pavyonun logosu için çalışan Don Erwin'e. Tam o sırada Charles ve Ray girdi ofise. Nelson'un yüzü birkaç gündür ilk kez gülüyordu. Don gibi bütün çalışanlar Eames çiftine dua ediyorlardı...

Uzun süren bir toplantı sonrasında, fuarda Amerika'nın tanıtımı için gösterilecek videonun, Eames'lerin ofisi tarafından hazırlanmasına karar verdiler. Gösterimin ne şekilde yapılacağını da, videoda kullanılacak içeriği de, bir an önce hazırlamaları gerekiyordu. Nelson her fırsatta ne kadar az süreleri olduğunu hatırlatıyordu. Charles ise belki de Başkan Nixon ve USIA yetkilileri ile bizzat görüşmediği için Nelson kadar stresli değildi. Bir sigara yakıp cama doğru yürüdü, "Tamamdır, içeriği nasıl halledeceğimizi buldum, Henry'yi arayacağım" dedi. Time, Life, Fortune gibi yayınları bünyesinde barındıran Time Inc.'in sahibi Henry Luce, Eames'in yakın arkadaşıydı ve şirkette inanılmaz bir arşivleri vardı. Ayrıca tam bir enternasyonalist olan Henry için Amerika'nın yurt dışında tanıtılması her şeyden önce gelirdi. Charles'ın Time Inc.'in arşivlerini kullanma isteğine Henry'nin cevabı "Tabii kullanabilirsiniz dostum, bütün arşivler emrinizde. Ama bana sözün olsun, ben de bir ara senden bir iyilik isteyeceğim." oldu. Charles'ın bakışlarından iyi haber aldığını anlayan Nelson'un ağzı kulaklarına varmıştı...


Resim 03: 1959 yılında düzenlenen Moskova Dünya Fuarı'nda yer alan Amerika Pavyonu'nun hazırlık aşamaları. Üst sıra, soldaki fotoğraf: Nelson ve Eames fuarda cansız mankenlerle birlikteler. Üst sıra, sağdaki fotoğraf: Nelson, Eames ve Masey, fuarda gösterimi yapılacak video projesi üstünde çalışıyorlar. Alt sıra, soldaki fotoğraf: Eames Ofisi tasarladıkları video projenin dev maketi önünde poz veriyor. Alt sıra, sağdaki fotoğraf: Don Erwin tarafından tasarlanan Amerikan Pavyonu logosu.

Nelson'un başında olduğu ekip, 1959 yazında Rusya'da düzenlenen Dünya Fuarı'nda çok ses getiren bir Amerikan Pavyonu organize ettiler. Buckminster Fuller'in tasarladığı çatı örtüsünden sarkan 7 dev ekranda, Eames'lerin hazırladığı "Glimpses of the U.S.A."*** adlı belgeselde, Amerika'daki rüya hayat gösteriliyordu. Başta Herman Miller olmak üzere, birçok Amerikan markası mobilya, otomobil, ev aletleri markası, ülkelerinin tanıtımı için oradaydı. Başkan Nixon da, açılış konuşmasında, bol bol, Amerikan kapitalizminin getirdiği refahtan, komünizmin de sağlayamadığı standartlardan bahsetmişti.

Pavyonun içinde, 1/1 ölçekte, bir de "tipik" Amerikan Evi kurulmuştu. İşte Amerikalı bir işçi, böyle bir evde oturuyor diye sergilenmekteydi. Ertesi gün, Sovyetler'in resmi gazetesi şu başlıkla çıktı: "Pavyondaki bu ev Amerikalı standart bir işçinin oturduğu ev ise, Tac Mahal da zaten, Bombay'da yaşayan standart bir tekstil işçisinin evi". Gerçekten de ünlü mimarlar, tasarımcılar, tasarım markaları tarafından fuarda yaratılana benzer bir hayat yaşamıyordu çoğu Amerikalı. Ama Amerikan hükümeti bu fuardan istediğini alarak dönüyordu. Sadece haşlama mısır yiyerek mutlu olan bir Sovyet'in aklında artık hamburger yemek, Sibirya çamından yaptığı ahşap iskemlesine oturmak yerine Charles ve Ray Eames tasarımı Lounge Chair'a oturmak vardı.

Henry Luce 1941 yılında, "Bu yüzyıl Amerikan Yüzyılı olacak" demişti. Ve başta Time ve Life olmak üzere, bütün yayın organları ile de Amerikan Yüzyılı için herkesin var gücüyle çalışması gerektiğini, yurt dışında her fırsatta Amerika'nın tanıtımının yapılmasının önemini anlatıyordu. Henry'nin elinde bulundurduğu yayınlarla her gün ulaştığı 20 milyon kişiden biri de Hugh De Pree'ydi. Ne yapıp edip, Amerikan malı sandalyesini, ekteki "reklam kokan" notuyla birlikte İzlanda'ya ulaştıran, 1959'daki fuarın da en büyük destekçilerinden olan Herman Miller'ın patronu.

Bu fuar ve sonrasında düzenlenen birçok farklı uluslararası etkinlik, yayım ve reklam ile Spassky, Ruslar, İzlandalılar, Türkler, yani bütün dünya, Amerikan Rüyası'nın, tüketim toplumunun etkisi altına girmeye başladı. Ve Amerika'nın bu konudaki en büyük kozu Herman Miller'dı, Hugh de Pree'ydi, Charles ve Ray Eames'di, George Nelson'du, Time-Life Chair'dı... Yani en büyük kozu, "tasarım"dı...

* Açık ofis fikri ve "cubicle", "action office" gibi kavramlar ilk olarak Herman Miller firmasına Hugh De Pree tarafından, mobilya endüstrisindeki problemleri bulması ve çözüm üretmesi için işe alınan Robert Propst tarafından bulunmuştur. Propst ve George Nelson öncülüğünde firma, 1960'larda klasik ofis anlayışını değiştirmek için çok önemli çalışmalar yapmıştır. "Action Office" aynı zamanda, Herman Miller tarafından çıkarılan, Propst ve Nelson imzalı mobilya serisinin de ismidir. (bkz. Action Office)

** Henry Luce, Time Inc.'in kurucusudur. Time Inc. bünyesinde başta Time, Life, Fortune ve Sports Illustrated olmak üzere, bir çok yayın ve radyo barındırmaktadır. Basılı yayınları ve radyo kanalları sayesinde milyonlarca insana ulaşan Luce, bu sayede Amerikan devlet politikasını bile belirleyecek bir güç olmuştur. 1941'de ortaya attığı "American Century" savı, uzun bir makale şeklinde Time'da yer almıştır. Buna göre Amerika II. Dünya Savaşı'na İngiltere safında girmeli, sonrasında da İngiltere'nin yerini alarak dünyanın süper gücü olmalıdır. Nitekim her şey tam da Luce'nin makalesindeki gibi gelişir. Savaş sonrası dönemde de, Luce ne dediyse olur. Tam bir enternasyonalizmci olan Luce, soğuk savaş dönemindeki tüm dışa açılım etkinliklerini ve hareketlerini, tüm gücüyle destekler.

*** Eames ofisi tarafından 1959'daki Amerika Pavyonu için hazırlanan "Glimpses of the U.S.A." videosu: https://www.youtube.com/watch?v=Ob0aSyDUK4A

EKLER:

1- Şu an, dünya üzerindeki bütün ülkeler olarak yaşamakta olduğumuz hayat, büyük ölçüde Amerika'nın soğuk savaş döneminde kurguladığı şekilde devam etmektedir. Bu, mimarlık ve tasarım için de geçerlidir. Bu dönemi ve Amerika'nın mimarlık, tasarım ve sanatı kendi propagandasını yapmak için nasıl kullandığını daha iyi anlamak için Mark Sinclair'in "Design as Weapon of the Cold War" adlı yazısı ve daha detaylı bilgiler için de şu kitaplar okunabilir:


2- Resim 03'te Eames ve Nelson'un yanında duran şahıs, Jack Masey, 1951-1979 yılları arasında, USIA (United States Information Agency)'nın başındaki adamdır. 59'da Sovyetler Birliği'nde düzenlenen ve yazıda bahsi geçen etkinlik dışında, 67'deki Montreal, 70'deki Osaka Expo'larını da o düzenlemiştir. Bir çok farklı etkinlikte, aralarında Charles-Ray Eames, George Nelson, Buckminster Fuller, Ivan Chermayeff, Peter Blake gibi isimlerin de bulunduğu onlarca ünlü mimar ve tasarımcı ile çalışmış, Amerika'nın dünya çapındaki "Rüya Ülke" olma çabasında büyük rol oynamıştır.

Masey'in Soğuk Savaş döneminde yer aldığı işlerin arşivi: http://www.metaformdesigninternational.com/

3- Herman Miller firması D.J.De Pree tarafından kurulmuş ve 1962 yılındaki rahatsızlığına kadar, tarafınca yönetilmiştir. 3 oğlu ve 4 kızı olan D.J., rahatızlığı sonrasında yönetimi, oğulları Hugh ve Max'a bırakmıştır. 1980'lerin ortasına kadar firmanın "ceo"luk görevini Hugh üstlenir. Sonrasındaki dönemde 1990 yılına kadar da Max bu görevde bulunur.

4- Time-Life Chair, günümüzde Herman Miller tarafından Executive Chair, Vitra tarafından da Lobby Chair (Time Life Binası'ndaki yönetici lobileri için yapılması sebebiyle) adıyla üretilmektedir.

5- Ünlü televizyon dizisi Mad Men'in bir kısmı Time-Life Binası'nda çekilmiştir.

6- İnşaat makinalarını ya da şantiyeleri izlemek sadece ülkemizde sevilen bir aktivite değildir. Mazisi çok eskiye dayanır. 20. yüzyıl başında, özellikle NY'da yeni yeni çoğalan gökdelen inşaatları, insanlar tarafından büyük ilgiyle izlenir. John D. Rockefeller Jr. İnsanların bu ilgisini bir gün tesadüfen fark eder ve biraz da durumla dalga geçerek, Time-Life Binası şantiyesine bir izleme seti yaptırarak adını da "Sidewalk Superintendents Club" koyar. Kulüp kartı olan insanlar artık rahat rahat şantiye izleyebilmektedirler.


7- Time-Life'ın açılışına Marilyn Monroe da davet edilmiştir. Rockefeller ve Henry Luce 2 saat bekledikleri Monroe'yu kapıda karşılarlar. https://www.youtube.com/watch?v=KxkyYLLtqcU

8- İzlanda'da oynanan satranç müsabakası için istenilen Time-Life Chair görüşmeleri, bazı kaynaklara göre Herman Miller firması ile İzlanda Satranç Federasyonu Başkanı arasında geçiyor olarak gösterilmekteyken, bazı kaynaklar görüşmeleri Amerika Satranç Federasyonu Başkanı'nın, bazıları da organizatör firmanın yaptığını belirtmektedir. Bu bilgi, "mobilya tarihi hakkında bilmeseniz çok daha iyi olur"luk bir bilgidir.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!
Cemal Çobanoğlu / 9 Aralık 2016, 17:51
Teşekkürler Ahmet Bey :)
 
Ahmet Turan Köksal / 7 Aralık 2016, 11:38
Evet paylaştım. Zaten Cemal Bey bir tarz yarattı. Okuyan paylaşmadan buluyor okuyor. Ben de kıskanayım da bir yazı yazayım dedim. İşe yaradı. Çok kısır bir konu üzerinde, gecikmiş bir Venedik Mimarlık Bienali yazısı olacak. Umarım beğenir yayınlarsınız. Teşekkürler.
 
Emine Merdim Yılmaz / 7 Aralık 2016, 08:59
Paylaşın ki çoğalsın Ahmet Bey, oradan anlaşılır :)

Size de yazılarınız ile geri dönmeniz konusunda buradan çağrı yapıyorum.
 
Ahmet Turan Köksal / 6 Aralık 2016, 16:31
Sayın Arkitera,

Beğendiğimiz yazıları "beğendiğimizi" gösterir bir buton mu koysanız. Hep ilk ben yorum yapıyor ve çok beğendiğimi beyan ediyorum. Fakat bu yazıyı da beğendim. Beyanımdır.
 
 
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Görüşler