+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Notre-Dame de Paris ve Türkiye'deki Restorasyon Algısı

26 Nisan 2019, 16:25
  defa okundu.

Yaşanan felaketten sonra hızla en çok satanlar listesine giren Notre Dame’ın Kamburu romanı kadar karmaşık bir kurgusu olmasa da 15 Nisan 2019 günü yerel saat ile 18:30’da başlayan yangın, romanın trajik etkisinden çok daha güçlü bir etki ile bütün dünya insanlarını sarıyordu. Sosyal medya üzerinden felaketin fotoğrafları ve videoları hızla yayılıyor, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı da dahil olmak üzere herkes yangına su taşımaya çalışıyordu. Büyük bir üzüntü hakimdi. Ancak panikten ziyade felaket durumunda yapılacaklara odaklanan Paris itfaiyesi ve katedral görevlileri yapının ana strüktürünü ve yapıdaki pek çok taşınabilir eseri kurtarmayı başarıyorlardı. Her ne kadar yangının söndürülmesi için çok geç kalınmış olduğu iddiaları olsa bile görünen o ki görevliler iyi bir sınav veriyordu.

Öte yandan yangın sonrasında yöneticilerin seçim propagandalarını andırır şekilde bir dizi vaadler içeren açıklamalarını tam bir fiyasko olarak nitelendirebiliriz. Salı akşamı televizyon kameraları karşısına geçen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron katedrali beş yıl gibi kısa bir süre içerisinde eskisinden de güzel bir şekilde yeniden inşa edeceklerini tüm dünyaya duyuruyordu. 2024 Paris olimpiyatları için ne muhteşem bir açılış olurdu… Muhtemelen, bu açıklama, ilk beş yıl sadece yapıda meydana gelen hasarları anlamak ve restorasyonu planlamakla geçirecek olan uzmanların yüzlerinde bir gülümsemeye neden oluyordu.

Bunun hemen akabinde Fransa Başbakanı Édouard Philippe, yeniden yapım için yapılacak bağışlara %75’e varan vergi indirimleri olacağını açıkladı. İnanılmaz bir şekilde bir gecede neredeyse 800 milyon avroluk bir bağış toplanmıştı bile… Başbakan, bunun yanı sıra katedralin ortasında yer alan sivri kulenin yeniden inşası için uluslararası bir yarışma açılacağını duyurdu. Tabi ki bu yarışma konusu da bazı mimarlarda bir gülümsemeye neden olmuştur. Ancak koruma uzmanları kaygılı duruşlarını bozmuyorlardı.

Felaket esnasında yangının nasıl söndürüleceği hakkında fikri olan “herkes”, bir diğer uzmanlık alanına geçiş yapıyor ve katedralin yangından sonra nasıl restore edileceği konusuna odaklanıyordu. Yenilikçiler tarafında yer alanlar yarışma fikrine oldukça sıcak yaklaşmışlar ve bunun üzerine şimdiden fikirlerini vitrine çıkarmaktan çekinmemişlerdir. Buna karşılık koruma uzmanlarının ise, yarışmanın sonuç odaklı bir yaklaşım olması nedeniyle, restorasyon projelerinde yarışma ile ürün elde etmenin geçmiş yüz yıldan kalma bir yaklaşım olduğu görüşünde birleştikleri söylenebilir. Peki bu iki fikirden herhangi biri doğru mu? Elbette test sınav sistemine bağlı eğitim alanlar hemen seçenekler arasında yanlışları eleyip mutlak doğruyu aramaya başladılar bile, ancak gerçek hayat hiç de öyle değil.


Neues Museum (David Chipperfield Architects)


Neues Museum (David Chipperfield Architects)

Hayattaki bütün diğer sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da, tek bir doğru cevap bulunacağını iddia eden uç görüşlere aldırmadan, her zaman sürece odaklanan ve evrensel ilkelerle ilerlenen bir yolun olabileceği akılda tutulmalıdır. Pekala süreç odaklı, kültürel mirasa saygı duyan ve bir yarışma sonucu elde edilmiş iyi bir proje hayata geçirilebilir. Bu şekilde iyi yönetilmiş ve sonuçlandırılmış bir örnek olarak Berlin’de yer alan Neues Museum verilebilir. Uluslararası alanda bilinirliği olan bu örnek iki aşamalı bir yarışma sürecinden sonra projelendirilmeye başlanmıştır. Projenin ana paydaşlarından mal sahibi Stiftung Preussischer Kulturbesitz, kullanıcı Staatliche Museen zu Berlin, tasarımcı mimar David Chipperfield Architects, mimarın koruma uzmanı çözüm ortağı Jullian Harrap Architects, ilgili koruma kurumu Landesdenkmalamt Berlin ve yatırımı yapan ilgili hükümet kurumu Bundesamt für Bauwesen und Raumordnung arasında sıkı bir koordinasyonla gerçekleştirilmiştir. Bu paydaşlar projenin sonuç ürününden çok proje sürecine vurgu yapmaktadırlar ve yapıya yapılacak her müdahale için oy çokluğu yönteminden uzak durup, oy birliğinin arandığı bir süreçten geçilmiş olduğunu belirtmektedirler.


Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı Müzesi ve Kütüphanesi (EAA-Emre Arolat Architecture)


Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı Müzesi ve Kütüphanesi (EAA-Emre Arolat Architecture)

Ancak bizim ülkemizdeki gibi kamplara ayrılmak suretiyle sorunların tek bir çözümü olduğunun kuvvetli inancına sahip insanların bulunduğu sosyal toplumlarda, bunu anlatmak oldukça zor bir konudur. Ülkemizde süreçlerinden ziyade sonuçlara odaklanan toplumsal eleştiri ile karşı karşıya kalan örenklerden ilk akla gelenler Şile Kalesi, Aspendos Amfitiyatrosu ve İshak Paşa Sarayı olarak sıralanabilir. Bu örneklerde süreçlerin iyi yönetilip yönetilmediği hususunda kamuoyu bihaberdir, ama işler bittiğinde toplumsal bir negatif eleştiri ile karşılaşıldığı görülebilir. Buna karşılık Kayseri’de yapımı tamamlanmış olan Cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül Müzesi ve Kütüphanesi restorasyon işleri esnasında yukarıda uluslararası başarılı örnekteki gibi ana paydaşların tam koordinasyonuyla yürütülen projeler neredeyse gündemde hiç yer bulamazken, kötü örneklerden yola çıkarak ülkemizde restorasyon yapılamadığını iddia eden oldukça geniş bir kamuoyu algısının ortaya çıktığı aşikardır. Nitekim bu son örnekte de Amerika Birleşik Devletleri başkanı bile beğenilmeyen ama sürece katkı koymak amaçlı fikirlerle gündeme gelirken sosyal medya olumsuz restorasyon örneklerinden yola çıkıp ortaya atılan ilginç kolaj görselleri ile kaplandı. Bunlar sosyal medyada sürekli dolaşımda olduğu için kimin oluşturduğu ya da ilk kimin yayınladığı bulmak oldukça güç ancak buradaki örnek ünlü caz ve dünya müziği yazarı İtalyan Francesco Martinelli’nin hesabından alınmıştır. Görsel şu ifadelerle paylaşılıyordu: “İstanbul developers plan for Notre Dame (İstanbul geliştiricileri Notre Dame için planladılar)”. Şunu da belirtmek gerekir ki bu kolajda Notre Dame üzerine yapıştırılmış olan yapı; Kaliningrad’daki Sovyet Evi ve bu yapının korunması gerekli kültür varlığı olması konusunda tartışmalar sürüyor.


Foto: @MartinelliF

Evet, ülkemizde pek çok konu gibi restorasyon konusunda da evrensel ilkeleri kavramış çalışma sayısı oldukça düşük, ama bunun bu şekilde bir alay konusu olmasının özellikle restorasyon konusunda İtalyan hayranlığı olan kurumların ve benzer eğilimdeki kişilerin eliyle de geliştiğini söylemeden geçmemek gerekir. Bu gerçekten hareketle bir İtalyan tarafından sosyal medya gündemine taşınmış ve kitlesel bir  destek bulmuş bu restorasyon yapamayanlar algısı üzerinde tartışıp bu topraklara özgü ama evrensel ilkelere sahip çıkan bir restorasyon yaklaşımına ulaşmak neden bu kadar zor?

Öncelikle bunun restorasyon için akıllıca bir kurgu kurmaktan ziyade yatırıma ve yatırımcıya dayalı bir kurgu yapmayı tercih eden yönetimsel eğilimden kaynaklandığı söylemek oldukça kolay bir tespit olur. Toplumun kendi içerisinden çıkarttığı yöneticiler ve yatırımcılar eliyle teknik uzmanlara yaptırılan işlerin pek çoğu evrensel ilkelerden ziyade kâr odaklıdır ve bunun yatırımcı açısından anlaşılır bir durum olduğu söylenebilir. Ancak yönetimsel açıdan, kültürel mirası koruma bağlamında bakarsak, son zamanlarda oldukça zayıflatılmış bir koruma politikası için mücadele ediliyor. Restitüsyona dayalı bir restorasyon onaylama eğilimde olan kurumlar nedeniyle, nitelikli dönemlerle birlikte, restorasyon projelerine altlık hazırlamak için müellif mimarlar tarafından farklı ya da hiç olmayan dönemlere ait restitüsyon çizimleri hazırlandığı bilinmektedir. Ancak kültürel miras için hazırlanacak restitüsyon önerisi oldukça detaylı bir tarihsel araştırmaya dayanır ve o yapının yapım tekniklerine ve yapı malzemelerine dair geniş bir bilgiye sahip olmayı gerektirir. Bu nedenledir ki Avrupa ülkelerinde restitüsyon çalışmaları hazırlamak restorasyon/koruma enstitülerinin uhdesindedir ve bu tarihsel çalışmalara, restorasyon projesini geliştirecek herhangi bir mimara bırakılmayacak kadar önem verilir.

Bu noktada kültürel mirasın korunması için yönetimsel yetki ve sorumlulukları tartışmaya açmak ve bazı sorulara cevap aramak gerekir; Kültürel mirası koruma konusunda gelinen noktadan, 2863 sayılı yasa ile yetkilendirilen Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri memnun mu? Sadece kültürel varlıkları koruma bölge kurulları aracılığıyla kültürel mirasın korunabileceğinden “herkes” emin mi? “Herkes” üzerine düşeni yapıyor mu?

Hayatta her şey her an değişim içerisindedir. Bu yaşamanın bir gerçeğidir. Buna kültürel miras da dahildir. Bazen felaketlerle bazen doğal etkenlerin uzun süreli etkileriyle bu fiziksel değişimler kaçınılmazdır. Bunun yanı sıra kültürel mirasa kişi ve/veya toplumlar tarafından atfedilen değerler de günden güne farklılaşmakta, farklı toplumlar tarafından farklı değer kümeleri oluşturulmaktadır. Bu nedenle çoklu seçenekler arasından mutlak yanlış olanları eleyip tek bir mutlak doğrunun peşinden koşan yaklaşımlardan ve tek bir kareden hareketle bir ülkedeki restorasyon projeleri hakkında fikir yürütmekten “herkes” hızla uzaklaşmalıdır.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!
Mustafa kemal arslan / 2 Mayıs 2019, 10:38
Aslında etraflıca tartışılması gereken bir mesele ama henüz toplumsal olgunluğa elişemediğimiz için bu tür konular ıskalanıyor maalesef.
 
 
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Görüşler