+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Tek Mekanda Geçen Filmlerin Anatomisi*

11 Eylül 2018, 16:06
  defa okundu.

Tek Mekanda Geçen Filmlerin Anatomisi*

Lifeboat, Alfred Hitchcock

Hikayesini pek çok mekana yayan, içinde farklı şehirleri ve ülkeleri, hatta kıtaları ve gezegenleri barındıran çok mekanlı filmlerin yanında bir başka tür, "tek mekan filmleri" (İngilizce'de single-set productions) başlığı altında, tüm öyküsünü gözle görülebilen sınırlar çerçevesinde belli limitlerin içine sıkıştırır. Kısıtlanmanın getirdiklerini, tüm yapım ekibinin üstün performansıyla başarıya çevirebilen bu türün bazı örnekleri, çok mekanlı filmlere kıyasla çetrefilli yapım süreçlerinden ötürü kendileri hakkında açılmış ayrı ve özel bir parantezi sonuna kadar hak eder.

İlk olarak, film yapımcılarının neden bu türe bu kadar ilgi gösterdiğini anlamak gerekir. Tek mekan filmlerinin çoğu örneğinin genel anlamda mali sorunlar temelli ortaya çıktığını söylemek pek yanlış olmaz. Dar mekan yelpazesi nedeniyle limitli bir ışık tasarımı ve sanat yönetimi gerektiren bu tür yapımlar, minimuma indirilmiş çalışan sayısı, çekim zamanı ve ulaşım giderleri sayesinde yapımcılarına ekonomik anlamda yadsınamaz bir rahatlık sağlar.

Rope, Alfred Hitchcock

Diğer bir sebep ise –eğer film bir uyarlamaysa- senaryoya kaynaklık eden mecrayla ilişkilendirilebilir. Tek mekan filmlerinin ilk örneklerine bakıldığında, durumun sinemayı besleyen öncül sanat dallarıyla, büyük oranda tek perde tiyatro oyunları ve kısa hikayelerle epey ilişkili olduğu fark edilebilir. Orijinalinde John Steinbeck hikayesi olan, yönetmenliğini Hitchcock'un üstlendiği 1944 yapımı Lifeboat, bu anlamda gösterilebilecek ilk örneklerden. Gerilim ustasının tamamı bir kurtarma botunda geçen bu filminden sonra yönettiği diğer filmleri Rope (1948), Dial M for Murder (1954) ve Rear Window (1954) da yine Lifeboat gibi tek mekanda geçer ve sırasıyla ilk ikisi oyundan, sonuncusu ise kısa hikayeden uyarlanmıştır.

Twelve Angry Man, Sidney Lumet

Seyircinin filmin tamamının tek bir mekanda geçip geçmeyeceğini sorgulamaya başlaması pek uzun sürmez. Hikayenin geleceğine dair ilk sorular izleyicinin kafasında belirmeye başladığında, film ana temasına kavuşmuştur: kapana kısılmışlık hissi. Uyarlama ya da düşük bütçeli olmayan yapımların dahi tek mekanda film çekmesine neden olan bu durum, sonraki yıllardan günümüze kadar çekilmiş olan çoğu gerilim filminde ve yakın zamandaki örneklerinde de görülebileceği üzere bilim kurgularda (Moon, The Man from Earth, Europa Report vb.) ve hatta komedilerde dahi (Carnage, Le Charme Discret de la Bourgeoisie, The Breakfast Club vb.) yararlanılan bir unsura dönüşmüştür.

Elbette ki tüm filmi bir mekana sıkıştırmak, hedeflenen atmosferi yakalamak açısından hiçbir zaman tek başına yeterli değildir. Sinema bir ekip işidir; ve bu olgu bilhassa bu tarz filmler için son derece önemlidir. Bu türde yazan film senaristlerinin hikayelerini, izleyicinin takip ederken odaklanıp sıkılmayacağı yeterlilikte, gerekli anlama ve eğlendiriciliğe sahip sinematik bir üslupta, dört duvarla somut biçimde kısıtlanmış bir mekan içine oturtmaları; karakterleri ise tiyatral monologlarla yansıtılmaya çalışılmış dışavurumlardan uzak, etkileşimlerle tanıtmaları gerekir. Oyuncular ise, -değişimin halihazırda mekan üzerinden yaratılamayacağı öngörülürse- filmin dinamizmine canlandırdıkları karakterler ve performansları üzerinden katkı yapmalıdırlar. Filmin kullandığı sinematografik dil de en az senaryo ve oyunculuklar kadar kritiktir ki; tekrarlanan açılar ve üzerinde pek durulmyan ışık tasarımı, tek mekan filmlerinde diğerlerinin aksine çok daha fazla dikkat çeker ve seyircide ilgi kaybına neden olacak faktörlerin en başında gelir.

Sonuç olarak, tek mekanda geçen filmlerin pek çok kısıtlamayı kendi avantajına çevirerek ulaştığı nokta, başarılı örneklerinin ışığında anlaşılıyor ki, pek de yabana atılacak türden değildir. Üstünden filizlendiği ilk örneklerinin tiyatro oyunu ya da kısa hikaye gibi edebi eserler oluşu, başarılı yönetmenlerin başarılı uyarlamaları ve özellikle gerilim sinemasına yaptığı görülebilir katkı, kendisini sadece ekonomik değil, sinematik sorunlara da çözüm getiren bir tarz konumuna getirmiştir. Sıçradığı diğer türlerle yerini iyice sağlamlaştıran tek mekan filmleri, son on yıldaki farklı uygulamaları (farklı janralar, gerçek zamanlı filmler, tek mekanlı dizi bölümleri vs.) incelendiğinde, alışılmamışı arayan seyirci ve film yapımcılarının da dikkatini çekmeye başlayarak kendisini gelecekte daha da çok izleteceğinin haberini vermiştir.


*Film Arası dergisinin Şubat 2015 sayısında yayımlanan "Üç Soruda Tek Mekan" isimli makaleden sadeleştirilmiştir.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Görüşler