+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Kentsel Dönüşümün Kent Yaşamını İstilasında Bir Diğer Durak: Küçük Armutlu Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesinin Yağmacılığı

18 Ocak 2018, 10:30
  defa okundu.

Kentsel Dönüşümün Kent Yaşamını İstilasında Bir Diğer Durak: Küçük Armutlu Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesinin Yağmacılığı

Küçük Armutlu bölgesini de kapsayan “Fatih Sultan Mehmet Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi” bundan iki ay önce (9.11.2017) T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde bulunan Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün web sayfasında kısa bir açıklama eşliğinde Öncü Kentsel Dönüşüm ve Tektonika Mimarlık tarafından hazırlanmış olan videoyla yayınlandı (1). Bu projenin videoda görülen ayrıntılarıyla birlikte uzun yıllardır yıkım tehdidiyle karşı karşıya olan Küçük Armutlu sakinleri bu sefer yerine öngörülen yapılaşmanın ve bu yapılaşmanın beraberinde getireceği düşünülen yaşam niteliklerinin görselleşmesiyle daha somut bir tehditle yüzleşmek zorunda kaldı.

Ülkemizdeki pek çok yoksul gecekondu mahallesi, kapitalist yönetim anlayışının ekonominin lokomotifi olarak benimsediği inşaat sektörü yatırımlarının sürekli artışını sağlamak adına resmi yıkım aracı olarak kullandığı kentsel dönüşüm projeleri ile yok edilmeye çalışılıyor. Bu mahallelerden birisi olan Küçük Armutlu; İstanbul'un kolektif emekle kurulmuş diğer gecekondu mahallelerinden barındırdığı sosyal örgütlenme ve kültürel yapısıyla, diğer direngen mahallelerden ise, Boğaza hakim konumuyla oluşan rant değeri nedeniyle farklılaşarak ayrı bir önem kazanmaktadır. Bu anlamda yayınlanan projenin modelleme görüntülerinin ilk bakışta göze çarpan mahallenin mevcutta sahip olduğu bağlamı reddeden, yapılaşmanın kendine özgü kimliğinden ve orada süren yaşam niteliklerinden kopuk, mahallenin kullanıcısını yok sayan, teknik anlamda ise en temel tasarım ilke ve duyarlılıklarından dahi uzak içeriğini ortaya koymak gerekmektedir.

Bahsi geçen projenin 140 hektar büyüklüğünde olup, mahallenin tamamının yıkılması ve yerine lüks blokların inşa edilmesinin planlandığı sadece bu büyüklükten dahi çıkarılabilir. Proje müellifi ekibin tasarımlarını açıklarken kullandıkları bazı ifadeler şu şekildedir:

“…mevcut arazi dört tarafı yollarla çevrili bir adayı andırmaktadır. Topoğrafyası ise ada konsepti ile uyumlu… suyun içinden yükselen tepeler karakterindedir… Araziyi oluşturan üç tepe, aynı zamanda projenin de üç ana bölümünü oluşturmaktadır… Eteklerdeki yerleşime uygun olmayan alanlar, ‘yeşil alan’ ve ‘rekreasyon alanı’ için ayrılmış, mevcut su peyzaj elemanı olarak kullanılmıştır.” (Tektonika Mimarlık: Fatih Sultan Mehmet Mahallesi Kentsel Tasarım Projesi Açıklama Raporu)

Proje açıklamasında -ADA- ile tariflenen bölge, esasen bir -MAHALLE-dir. Bir diğer deyişle, proje ekibinin bir yapı adasında çalıştığını zannettiği alan bir mahalledir. Ekip, henüz ne ölçekte, ne içerikte ve nasıl bir sosyal yapıya sahip olan bir alan çalıştığının dahi ayrımında olmadığı izlenimi vermektedir. Mahalle olarak adlandırılan yerleşim birimi, mimarlık ve kent çalışmaları literatüründe de detaylarıyla anlatıldığı gibi, bir elden ve bir anda oluşan bir proje değil, farklı dönemlerde farklı gruplar tarafından üretilen, yaşanan anılar ile kullanıcısı tarafından değer atfedilen fiziki olduğu kadar sosyal yapıya da sahip olan bir kent parçasıdır. Ölçek olarak bir mahalleden değil de bir yapı adasından bahsediyor olsaydık bile, böylesi bir katmanlaşmanın varlığı inkar edilemeyeceği için bu yıkıcılıktaki bir proje önerisinden fazlasını hak ettiği konusu tartışma götürmezdi. On yıllar içerisinde kolektif emekle üretilmiş, komşuluk ilişkileri ve dayanışma kültürü son derece kuvvetli bir sosyal yapıya sahip olan bu mahalle için tüm bu değerlerini yok sayan, tüm yaşam alanını istila eden kuru bir bloklaşmadan öteye gidemeyecek bir proje önermek, mesleki ahlaka olduğu kadar toplumsal ve geleneksel değerlere de aykırı, yıkıcı ve yağmacı bir tutumdur.  

Önerilen projenin açıklama raporunda “Eteklerdeki yerleşime uygun olmayan alanlar” olarak tariflenen ve “mevcut suyu peyzaj elemanı olarak kullandığı” iddia edilen alanlar ise aslında halihazırda aktif olarak (ve eğimli arazide kademeli yerleşime sahip yerleşim birimleri olarak) kullanılmaktadır. Mahalleli; sözü edilen yeşil alanlarda bahçecilik yapmakta, yaz ve kış ayları boyunca meyve-sebzelerini buralarda yetiştirmektedir. Bu bahçelerden geçerken, mahalle sakinleri, geçenleri davet etmekte, ağaçlardan ve bahçe ürünlerinden ikramlarda bulunmaktadırlar. Bu yüzden projeyi geliştiren ekibin mahalleye hiç gitmediği, mahalleli ile böylesi insani bir ilişki içine girmediği, proje görsellerinde bol keseden kullanmakta beis görmedikleri yeşil alan ve ağaç imgelerinin gerçekte bu mahallede var olup olmadığı konusunda bir merak geliştirmedikleri anlaşılmaktadır.

Görsel 1-2: Öneri projeden anlaşıldığı kadarıyla; kentin pek çok bölgesinde binlerce ağacın kesilmesiyle yok edilen ormanlık alanlar, belli ki FSM Mahallesi’nde yeniden hayat bulacaktır. Renk skalasındaki yeşilin en çiğ tonu ile boyanmış vaziyet planında bir süs öğesi konumunda olan ağaç gruplarının verdiği izlenim budur (2).

Küçük Armutlu Mahallesi çeşitli tasarım kararları ile iradi olarak kurulmuştur. Bir diğer deyişle, organik ve tesadüfi oluşmuş bir yerleşim birimi değildir. Hem kurulum aşamasında hem de on yıllar içerisindeki büyüme sürecinde kontrol edilen (ve sözlü kültür aracılığıyla nesiller arasında aktarılan) tasarım kriterleri bulunmaktadır. Bu kriterlerden biri her parselde olan ve oranı dahi her parsel için belirlenmiş olan bahçe kullanımıdır. Her kullanıcının sağlıklı bir şekilde güneşten ve rüzgardan faydalanması, kimsenin evinin bir diğerinin önünü kesmemesi için alınmış önlemler bulunmakta ve hatta bunlar kontrol edilip aksi uygulamalarda mahalle sakinleri tarafından uyarılıp düzelttirilmektedir. Önerilen projede ise bloklar bitişik nizamda konumlanmıştır. Her parselde bir bahçe olması gibi net bir tasarım kararını bir kenara koyalım, herhangi bir yeşil alan aktif bir mekan olarak kurgulanmamıştır. Proje görsellerinde görülen yeşil alan ve ağaçlar bir imge niteliğinde olup, projenin göz boyaması için kullanılmış, nitelikten yoksun boş alanlardır.

Mahallede var olan sosyal yapının oluşmasında hemşehrilik, ortak bir tarihe sahip olma, birlikte yaşanmışlıkların sağladığı birikimin yanı sıra, mekânsal düzenlemenin de etkisi vardır. Öyle ki neredeyse tüm konutlar, birbiri ile sıkı ilişkili, görsel ve işitsel bağ kurulabilecek nitelikte tasarlanmıştır. Sokaklardaki evler karşılıklıdır, komşular birbirlerinin yüzlerine bakar. Aynı sokakta yaşayanların birbirleriyle kurdukları ilişki her geçen gün kuvvetlenir. Her günlerinin neşeli mi, kederli mi olduğu bilinir, mutluluklar ve dertler paylaşılır. Büyük evlerde büyük aileler, daha küçük evlerde ise çekirdek aileler yaşamaktadır. Oysa önerilen kentsel dönüşüm projesinde ise konut tipolojileri ihtiyaca göre değil, boğaz manzarasına göre farklılaşmaktadır.


Görsel 3-4: Var olan dokuyla hiçbir ilişkisi olmayan, tarihin çeşitli biçimsel simgelerini (cumba, saçak, vb.) seçip bina yüzeylerine yerleştirerek jenerik olarak üretilmiş niteliksiz cephe tasarımlarından detaylar (3).

Yer ile bir ilişki kurmayan, mahallede yaşayan halkın sınıfsal durumunu, gelir düzeyini, kültürel yapısını tasarım girdisi olarak kabul etmeyen, yani bir iyileştirme projesinde en temel çıkış noktası olması gereken verileri yok sayan bir proje önerisinin amacının fiziki şartları iyileştirme olmadığı, aksine bir mutenalaştırma (soylulaştırma) girişimi olduğu açıktır. Proje önerisi, Osmanlı dönemi sembollerinden devşirilen “Lale Meydanı", "Divan Yolu", "Fatih Kapı", "Fatih'in Tarihsel Yürüyüşü" gibi unsurlar barındırmaktadır. Bu adlandırmaların da gösterdiği üzere proje tarih içinde tek bir dönemi seçerek dayatan bir zihniyetin ürünü olup, mahalle halkının çok-kültürlü, çok-dilli, çok-inançlı yapısını alenen dışladığı görülmektedir. Yoğun bir Alevi nüfus barındıran mahalleye cemevi yerine çok sayıda cami önerilmiş olması bu dayatmacı yaklaşımın bir diğer ürünüdür.

Projeye dair yayınlanan bilgiler ve mimarlık şirketinin sunduğu çeşitli görseller, bu projenin de Türkiye'deki ve özellikle İstanbul’daki diğer kentsel dönüşüm projeleri gibi rant odaklı ve bölgenin demografik yapısını bilinçli ve kasıtlı biçimde değiştirmeyi amaçlayan bir girişim olduğunu her yönüyle göstermektedir. Mevcut konut sayısının öneri proje ile iki katından daha fazla bir sayıya çıkarılmasının hedeflenmesi ve inşa edilecek yeni konutların tahmini fiyat aralığının bölge halkının karşılayabileceği düzeylerin çok çok üzerinde olması bu durumun göstergesidir. Süreç sonunda mahalle halkına ya ödeyemeyecekleri miktarlarda banka kredisi borçlarını yüklenmek ya da yeni bir konut sahibi olmaya yetmeyecek kadar düşük miktarlarda tazminat ile konutlarından feragat ederek yaşam alanlarını terk etmeleri dayatılacaktır. Zira İstanbul’da uygulanan diğer tüm kentsel dönüşüm projelerinde bunlar yaşanmıştır. Burada farklı bir uygulama olacağına dair en ufak bir iz bulunmamakta; bu yönde geliştirilmiş herhangi bir yöntem, strateji veya modelden hiçbir şekilde söz edilememektedir.

Küçük Armutlu mahallesinin kentsel dönüşüm aracılığı ile yok edilmesiyle karşı karşıya kalması bu mahalleye özgü bir örnek değildir. Benzer süreçler ülkenin pek çok farklı mahallesinde de yaşanmaktadır. Tüm Türkiye genelinde 1950'li yıllarda başlayan kırdan kente göç dalgaları nedeniyle, kırsal alanlardan büyük şehirlere çalışmaya gelen yoksul halkın, en temel insani haklardan olan “barınma hakkı” dahilinde kendi imkânları ile inşa ettikleri Küçük Armutlu ve benzeri pek çok yerleşim yeri oluşmuştur. Bu mahalleler, Türkiye'nin geçirdiği sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel değişimlerin bir görüngüsü olması nedeniyle de toplumsal tarihe ışık tutar niteliktedir. Bir diğer deyişle, İstanbul kentleşme tarihindeki gecekondulaşma sürecine ait, özgün gecekondu dokusunu koruyarak günümüze ulaşmış olan, belge niteliği taşıyan bir kent parçası, yaşayan bir mahalledir. Günümüz mimarlık literatüründe ve pratiğinde yeniden üretilmeye ve mekan kaliteleri yakalanmaya çalışılan “kent içi kırsal yerleşim” modellerinin başarılı ve yaşayagelmiş (hatta salt bu nedenle dahi korunması gereken) bir örnek vakasıdır.   

Bugün, bu mahalleler benzer yaşam alanlarından çıkıp kente dahil olmuş ve gündelik uğraşlar ile sermaye düzeninin getirdiği çeşitli sanal zorunlulukların baskısı altında kendilerine ve birbirlerine yabancılaşmış insanların, ortak dayanışma geçmişine dair birer iz olması nedeniyle de değerlidir. Hatta tam da bu yüzden bu nirengi noktalarının, dayanışmanın mümkünlüğünü gösteren bu yaşam alanlarının iktidar sahipleri tarafından, öncelikle yok edilmesi, hafızalardan silinmesi ve sunulandan daha iyi bir kentsel yaşama dair umutların ivedilikle bertaraf edilmesi hedeflenmektedir.

Mimar Meclisi olarak, sermaye sistemi altında ve emperyalist politikalar tahakkümünde, yoksul mahallelerde yapılmış, yapılmakta ve yapılması planlanan kentsel dönüşüm projelerinin, mimari nitelikleri ne olursa olsun, üretilen görseller ne kadar göz boyayıcı olursa olsun, sistemin iç ilişkileri nedeniyle hiçbir şekilde kamu yararı odaklı olamayacağının tekrar altını çizmek isteriz. Bu yüzdendir ki ülkemizde uygulanan kentsel dönüşüm projelerinin anlamı, işleyişi ve aktörleri sorgulanmadan girişilecek olan her proje kamu yararından uzak, meslek etiğine zıt bir proje olmaya mahkumdur. Mimar meclisi olarak tüm mimarları, mimarlık öğrencilerini, akademisyenleri "rant için değil halk için mimarlık" yapmaya çağırıyoruz!

Mimar meclisi

(1) "Hayatın ve Şehrin Merkezinde Boğaz’a Bakan Yeşil Alanlar İçinde Bir Yaşam Fatih Sultan Mehmet Mahallesinde Başlıyor." Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü. 9 Kasım 2017. Erişim Tarihi 12 Aralık 2017. http://www.csb.gov.tr/gm/altyapi/index.php?Sayfa=haberdetay&Id=220868.

(2), (3) “Fatih Sultan Mehmet Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi.” Tektonika Mimarlık. Erişim Tarihi 12 Aralık 2017. http://tektonika.com.tr/detail?id=199

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!
MUZAFFER MÜCAHİD AKINCI / 19 Ocak 2018, 00:24
MASAL BU YA

Adamın biri lüks arabası ile ana caddeden geçerken, arazisi geniş bir alana yapılmış 30 – 40 yıllık binaları gözüne kestirir. Burada oturmakta olanlara kış kış dersem ne olur diye hayal eder. Bu alana yapılacak bir alışveriş merkezi ve yeni binalar ne kadar büyük bir Rant yaratır diye düşler.
Önce sitede birkaç daire satın alır.
Daha sonra yönetimde olan ve binada oturan birkaç satın alınabilecek kişi ile yakın ilişkiler oluşturur.
Daha sonra alışveriş merkezi ve binalar için hayali projeler üretir.
Bunlar için sahte imza ile Site Yönetimi adına Belediyeden yeni İmar Durum Değişikliği geçirtir.
İçerideki işbirlikçileri ile bu projenin ne kadar ucuza, ne kadar güzel bir yatırım olacağı konusunda ikna toplantılarına başlar.
İşbirlikçilerin bir Araştırma Komisyonu oluşturmasını teşvik eder.
Araştırma Komisyonunda pençe penç pazarlıklar sonucunda kendi projesinin en makul proje olduğu konusunda ortak karar açıklarlar.
Binaların herhangi bir afette yıkılmasının an meselesi olduğunu ve tabut içinde yaşadıklarını belirterek korku salar.
Genel Kurul yapılmadan çok önceleri Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü gelecekte kendilerine ihbar edilecek konuyu, önceden kabile internet sitesinde o binaların yıkılacağı şeklinde kehanette bulunur.
Olağanüstü Genel Kurul yaparak, sanki kırk yıldır site yönetiminde imiş gibi toplantıyı yönettirirler. Toplantıya katılan sayısına yakın kat malikinin kendi projelerine onay verdiğini sahte bir oylamayla karar defterine işletirler.
Binalarda oturan ve oturmayan işbirlikçilerin binanın riskli olduğunu ihbar etmeleri ve Lisanslı Test Firmasının ücretini de kendisinin ödeyeceği konusunda ikna eder.
Lisanslı Test Firması ertesi gün haftasonuna denk gelen bir günde davet edilerek, karşılığında ne kadar rant payı verildiği bilinmeyen ve iki binanın mukavemet değerlerinin ortalaması tıpatıp birbirinin aynı olan çelişkili Riskli Bina Raporları düzenletilir.
Riskli Bina Raporunun verildiği gün yerel gazetelere Genel Kurulda kendi firmalarının seçildiği yönünde söyleşi verilir.
Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü ne karşılığında olduğu bilinmeyen bir şekilde ayarlanarak Kaymakamlığa bağlı Tapu Müdürlüğüne Riskli Bina kaydı yaptırılarak kat maliklerine taahhütlü mektupla bildirilir.
Kaymakamlığa bağlı Tapu Müdürlüğünde yurtdışında olanların ve ölmüş gözükenlerin mektupları herhangi bir şekilde buharlaştırılır.
İçinde insan denilen yaratıkların yaşadığı binalarda oturanlar kendilerinin bilgisi dışında ne dolaplar döndüğünü bilmedikleri bir sürecin sonunda kendilerine gönderilen bildiri ile travma yaşarlar.
Kendisine bildiri gelenler anında Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğüne itirazda bulunur.
Olayların bu noktaya gelmesindeki usulsüzler, kişi ve kurumlar hakkında anında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulur.
İtiraz üzerinden 60 gün geçtiği halde herhangi bir heyet oluşturulmaz veya cevap verilmez.
İtiraz edenlerin İdare Mahkemesinde dava açtıkları gün kendilerine dördü Üniversite Öğretim Üyesinden oluşan yedi kişilik Teknik Heyetin iki kez toplantı yaptığı ve yerinde incelemeye zaman bile ayırmaya gerek görmeden, kanaatlerinin değişmediği yönünde taahhütsüz adi postayla kendilerine bildirilir, diğer suç duyuruları hakkında susmayı tercih ederler.
Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü anında Belediyeye bu binaların boşaltılması ve yıktırılması ile ilgili yazı çıkartır.
Kabile yasalarında belirtilen en az süre olan 60 günlük süre verilerek binalarını hem tahliye etmeleri hem de yıktırtmaları istenir.
Boşaltmayanlar ve Kabile Anayasasına göre Anayasal Barınma Hakkını kullanmak isteyenler tehdit edilir.
Buna itiraz edenlere hadi ordan şeklinde taahhütsüz adi postayla herkese ayrı ayrı değil ortak bir cevap verilir.
Süre dolunca anında su sayaçları söktürülür.
İçeride insan denilen bir yaratık yaşadığı anlaşılınca yeniden 30 günlük ek süre daha verilir ve su sayaçları yerine takılır.
Bu arada itirazda bulunanların Cumhuriyet Başsavcılığına yaptıkları suç duyurusunda, hakkında soruşturma istenen kamu görevlileri ile ilgili soruşturma izni Valilikçe aylarca bekletilir.
Bu arada merkezi ısıtmanın kullanılmaması ve soğuk nedeniyle insan denen yaratıkların binayı terk etmelerini sağlamak amacıyla aidat toplanmaması ve binalarının yıkıntı haline dönüşmesi teşvik edilir.
O lüks arabada hayal kuran, hedefleri doğrultusunda ve kabile yasalarından destek alarak, kamuda gereken yerlere de ne rüşvetler verdiği sadece tahmin edilen kişi efelenmeye devam eder.
Düzmece ve çelişkili Riskli Bina Raporları İnşaat Mühendisleri Odası Başkan ve Üyelerine aktarıldığında gülme krizleri geçirirler.
Bu hayal içinde yer almayan kat malikleri de tehdit edilir.
Bu masaldaki olayların tümü bir Ananas Cumhuriyetinde olduğu gibi, Gemlik Günaydın Sitesinde de aynen gerçekleşmektedir.
Muzaffer Mücahid Akıncı
22.01.2014
 
 
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Görüşler