Yeni Uzaylılar ve Mülteci Kampları

Son birkaç yıldır her yerde karşımıza mülteciler için tasarım, mülteciler için geliştirilen teknolojiler, yeni aplikasyonlar ve mülteciler için mimari çözümler çıkmaya başladı.

Fotoğraf: Joe Higgins

Basit bir arama yaptığımızda birçok sanatçının, tasarımcının veya mimarın bu alanda işler üretmeye çalıştığını görüyoruz. Peki bu çalışmalar gerçekten mültecilerin ihtiyaçlarına cevap veriyor mu?

Hollanda Tasarım Haftası çerçevesinde gerçekleştirilen Good Design for a Bad World (Kötü Bir Dünya için İyi Tasarım) adlı panelin konuşmacılarından insani yardım uzmanı Kilian Kleinschmidt’in konuyla ilgili söyledikleri oldukça dikkate değer. Kleinschmidt: “Mülteciler için yeni bir sığınak daha tasarlamayın. Mülteciler yeni bir tür değil. O yüzden de mülteciler için yeni teknolojilere, tasarımlara ve mimarlığa ihtiyacımız yok.” diyor.

Kleinschmidt’in sözleri insanın aklına Neill Blomkamp’ın 2009 tarihli filmi District 9’u getiriyor. Blomkamp filminde, uzaylılarla ilgili genel algıyı kırarak, uzaylıları dünyayı yok etmeye hazır süper güçler olarak değil, tam aksine, bir şekilde dünyaya düşüp daha sonra ise mülteci konumuna düşmüş bir tür olarak gösteriyordu. Günümüzdeki mülteci algısı da maalesef bu filmdeki uzaylı algısına çok benziyor. Mültecilerle, sanki aynı türde değiliz, sanki onlar farklı birer tür, hatta uzak durulması, kent merkezlerimizden mümkün olduğunca izole edilmesi gereken birer uzaylı. Konuyu bu şekilde algıladığımızda ise ister istemez yine mültecileri izole etmeye devam eden veya onların bu koşullarını normalleştiren çözümler üretebiliyoruz.

Bir mülteci için can yeleğinden sırt çantası tasarladığımızda aslında o kişinin can yeleğiyle, kaçak botlarla seyahat etmek zorunda kalmasını ve onu buna mecbur eden politik sistemi normalleştirmiş oluyoruz. Veya bir mülteci kampı için strüktür tasarımı yaptığınızda, savaştan kaçan insanların yabancı bir ülkenin, hiç bilmedikleri bir şehrinde, kente ve orada yaşayan insanlara hiç dokunmadan, yalıtılmış bir şekilde yaşamaya mecbur bırakılmasını onaylıyoruz.

Oysa ki göç ve mültecilik insanlık tarihi boyunca var olan mekansal bir problem. Mülteciler, ait oldukları mekanı o veya bu sebeple, terk etmek zorunda kalarak başka bir mekana göçüyor. Ve yeni geldikleri mekanda ne hayatla, ne burada yaşayanlarla, ne de mekanın kendisiyle ilişki kurabiliyor. Kendilerine sürekli yaşayabilecekleri bir mekan ve bir iş sağlanmadığı sürece kentin çeperinde, izole mekanlarda, ne terk ettikleri yere, ne de geldikleri yere ait bir şekilde yaşıyorlar. Eğer ki kent bir üretim ilişkileri bütünü ise, göçmen hem maddi hem de manevi olarak kentin üretim dinamiklerinden soyutlanmış oluyor. Ve içinde bulunduğu geçicilik hali artık bir sürekliliğe, ait olamama ise bir ruh haline dönüşüyor.

Tüm bunlar düşünüldüğünde ise bugün mülteciler veya göç üzerine yapılan çalışmaların birçoğu, niyetlerinden bağımsız olarak, bir göz boyamadan öteye gidemiyor. Mülteciler için üretilen 6.000 adet aplikasyon var. Ve yüzlerce farklı tasarım. Peki kaç mülteci bunları kullanıyor? Kaçının hayatı bu yeni teknolojiler ve tasarımlar sayesinde daha iyi hale geliyor? Bir mültecinin ihtiyacı gerçekte nedir? Belki de bu soruyu farklı bir şekilde sorarak başlamak gerekiyor işe; bir insanın ihtiyacı nedir?

Etiketler

Bir yanıt yazın