+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Bir Anneden Serzenişler: Mimarlık Fakültesi Hocalarına

3 Ekim 2017, 15:30
  defa okundu.

Bir Anneden Serzenişler: Mimarlık Fakültesi Hocalarına

Sizlere mimarlığı kazanmış bir çocuğun annesi olarak size dair, çocuğa dair, aileye dair fikirlerimi yazmak istedim. 

Çocuğum mimarlığı kazandığında havalara uçmuştum. Çünkü iyi bir yer kazansın diye her çocuğun gençliği gibi onunki de okul, özel dersler ve dershaneler arasında bir at yarışı içerisinde diğerlerinden daha hızlı koşabilmek için geçti. Artık kızım mimar olacaktı. Onu bilmem, ama ben kendimi geleceğe umutla bakan hayallere kaptırmıştım bile. Ne büyük yanılgıymış... Her mimarlık öğrencisi ve ailesi gibi bu gerçek bizim de kafamıza vura vura anlatıldı. Mimarlık okuyan çocuğum geceler boyunca uyumaz, ten rengi soluk, iştahsız, uykusuzluktan bacakları titreyerek jüriye katılır. Jürideki hocalar, Kafdağı’nın üzerindeki güçlü masal kahramanları gibi bu çocuklara bakar. Baktıkları yerden her şey artık kolay görünür. Çünkü bir zamanlar onlar da bu dağa çıkmak için ne kahramanlık hikayeleri yazmışlardır. Bu tepeden bakış ile bacakları titrek bu çocukların tasarımları en rencide edici söylemlerle sıfırlanır. Çocuk, ringde dayak yiyen bir boksör gibi kenara çekilir. Aile onu yeniden ayağa kaldırmaya, acıyan yerlerini sarmaya çalışır.  

O Kafdağı’ndaki hocaların ringine çıkmak çok zordur. Çünkü bu kahramanlar aklındaki şablonlar dışındaki tasarımlara olmamış diyecek kadar sıradanlaşmışlardır. Kafdağı’na çıkana kadar hocalara beğenilmek ve not baskısı onları tek tip yapmıştır. (Bu ukalalığı ülkemizdeki yapılara bakarak yapıyorum).  

Ben de bir öğretmenim. Bir öğrencim doğa çalışmasında gökyüzünü kırmızı, ağaçları pembe, güneşi mavi boyamıştı. Ben de biliyorum ki doğa bu renk değil. Ama hayattaki farklılıklar zenginlik değil midir?  

Sayın hocalarımız için öğrencilik yılları o kadar geride kalmıştır ki, öğrenciler ne yaparsa yapsın bir türlü hoşnut olmazlar. Kendi kafalarındaki rengi isterler. Onlara göre çok az sayıda proje iyidir. Mecburiyetten birilerini mezun ediyorlardır.  

Bu tepeden bakan hocalarımız farklılıktan hoşlanmazlar. Çünkü o ülkeyi yöneten herkes aynı düşünmeyene yaşam hakkı vermiyordur.  

Bu nedenle bir öğrencinin bu farklılığı ortaya çıkacak olursa önce şaşırırlar, sonra da erk ellerinde olduğu için canından bezdirirler. Ta ki kişi ezim ezim ezilinceye kadar. Çocuksa bunu bilmeden, son gücüne kadar; ''Acaba bu sefer olacak mı?'' diye hazırlanır. Hayır hayır hayır... Bu defalarca çin işkencesi gibi tekrarlanır. Tek ders yüzünden iki ya da daha fazla yıl süründürülebilirsiniz. Çocuğunuz ringde nakavt edilmiş bir psikolojidedir artık. Öpmeye kıymadığınız çocuğunuz, psikolojiden bu kadar uzak, insani duygularından arınmış kişiler tarafından hoyratça böcek gibi ezilmiştir. Onlar yaptıklarına ama teknik resim, ama jüri süreci, ama heyecanlanmamaları gibi savunma üretedursunlar, çocuğunuz, horoz dövüşlerinden çıkan horoz gibi her teleği bir tarafa yayılmış, yemek yemeyen, konuşmayan, savaşı ve umudu kaybetmiş üstü başı yırtık bir asker gibidir. Çocuğunuzla "Yine mi olmadı?" şaşkınlığı ile baş başa kalırsınız. Yaralı, umutsuz, kolu kanadı kırık, yenilmiş çocuğunuz için çareler ararsınız. 

Artık mimarlıktan geçmişsinizdir. Çocuğunuz kalmayan yaşam hevesi, kaybolan özgüveni ile hangi doktora gideceğinizi, ne yapacağınızı şaşırırsınız Arenada kalan yaralı bir aslan gibi her yere saldırır çıkış ararsınız. Aklınıza hocalarla ilgili kötü fikirler doldurur. Göz göre göre çocuğunun ezilişine seyirci kalamazsınız. Hocalar için hep öğrenciler suçludur. Hep kendileri haklı, iyi ve doğrudur. Hep çocuklar yapamıyordur ve yetersizdir. Oysa kendilerine gelen bu öğrenciler sınıflarımızdaki en iyilerdir. Fakat kendileri o kadar sevecen, yaratıcı, insancıl ve kibardırlar ki, bu en iyi öğrencilerimiz yıl sonunda kendilerini başarısız, berbat, beceriksiz görürler. 

Ben bir anne olarak şunu söylemek istiyorum: 

Ey mimar olan sayın hocalarım! 

Siz yapıyla, çizimle uğraşa uğraşa bu çocukları beton mu sandınız? 

İnsan bir otobüs yolculuğunda bile yanındakinin suratı kötüyse, dönüp; "Neyin var? Yapacağım bir şey var mı?" diye sorar. Sizler jüriye başlamadan önce bir kez sordunuz mu? "Çocuğum nasılsın? Kötü görünüyorsun. Benimle paylaşmak istediğin bir konu var mı? 

Ben üniversite hocasıyım öğrencinin psikolojisi beni ilgilendirmez diyemezsiniz. Yaptığınız işlere bu kadar anlam biçmeyin!  

Çünkü insanla uğraşan her meslek insancıl olmalı. 

Zira yıktığınız beton duvarlar değil, insandır. Kırılganlığı, zayıflığı, korkuları... vardır. 

Bir öğrenci 58 aldığında başarısız,60 aldığında başarılı sayacağınıza onların yüzlerine bakın. Yüreklerindeki korkuyu hissedin. Tek dersten üç dönem süründürdüğünüz bir öğrenciyi kazanıp kaybettiğinize bakın. 

Vicdanlarınız rahat olamaz! Olmamalı!  

İçinizde biraz duygu kaldıysa kaybettiğiniz bu çocuklar umurunuzda olmalı! Taş duvar olamazsınız!  

Çocuklarımızın kabuslarının başrolleri değil, bataklıkta batan bu çocuklara el olmanızı diliyorum. Oturduğunuz Kafdağı’ndan inin, ruhlarına yaklaşın, sıyrılın o yüksek erişilmez, korkulan egolarınızdan. 

Masum değilsiniz. Yenilen her çocukta payınız var. 

Bu yazıma kızabilirsiniz Sayın hocalarım, hayata herkes kendi penceresinden bakar. Ben bir anne olarak, kendimce hislerimi yazdım. Ben akademik olarak yaptıklarınızı değerlendirme seviyesinde tabi ki değilim. Ama vicdani ve insani olarak, hislerimle orantılı bir değerlendirme yaptım. Bu yazım elbette ki genel algılanmamalı. Dileğim bunu okuduğunuzda bir an da olsa, etiketlerinizden sıyrılıp içinize dönmenizdir.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!
LE MIES KUBBEDARZADE / Salı, 17:19
Bizim zamanımızda da durumlar aynıydı. Görüyorum ki şimdi pek birşey değişmemiş. Kızılan bu davranışları huy edinen akademisyen arkadaşlarımıza baktığımız zaman ortak paydanın; dikili bir taşının almaması, makale üretemiyor olma ve öğrenci üzerinden kendi projesini yapma çabası yatıyor. Haliyle öğrencinin çalışması ile hayalinde ki benzeşmeyince basıyor yaygarayı. Oysa; makale yazsalar, yarışmalarına katılsalar ruhen de huzura ererler. Kendini gerçekleştirme ve mesleki tatmin öğrenci projesi üzerinden yapılmamalı.Bahsi geçen kötü huya sahip olmayan hocalarımızda var onlar eli öpülesidir. Selamlar
 
MURTAZA / Salı, 16:27
Okulda hala şu salak jüri söylemleri devam ediyor değil mi?
"Girişi niye buradan aldın?"
Öğrenci kendince bir sebep sunar. Karşılığında kendini hiç tatmin etmeyecek aptalca bir antitez duyar. Eve geldiğinde projeyi değiştirir. Tekrar götürdüğünde aptal hocasından onay alırsa sevinir. Alamazsa "Hocam siz böyle dediniz ama" der. Hocası da "Bu proje benim mi senin mi projen?" diye şizofrenik bir cevap verir.
"Ana aksların kesiştiği nokta neresi?"
Öğrenci yine vaziyet planı ya da maket üzerinden bir yeri gösterir. Hocası "Eee o zaman niye burayı ... olarak değerlendirmedin?" diye sorar. Öğrenci bu konu üzerinden değil bambaşka bir tasarım verisinden yola çıkarak tasarıma başladığı için bu soruya orada bir cevap uydurur. Orada 2 saniyede kıçından uydurduğu cevap üzerinden öğretmeni "Aaa o zaman bu dediğini neden yapmadın? Hatta şöyle şöyle yapsan bu fikri daha güçlü ifade edersin. Hadi bir dahaki derse bu dediklerini yap ve gel." der heyecanla. Bütün proje öğrencinin orada 2 saniyede kıçından uydurduğu cevap üzerinden şekillenir.
"Tasarımın dili yok. Çok farklı diller kullanmışsın. Olmamış."
Evet, öğretmenin dediği gibi, ortada olmamış, ifadesi olmayan bir proje vardır. Fakat bu projenin olmamışlığına, öğrenciyi tatmin edecek bir sebep sunmaktan çok başından savar bir üslupla hareket etmesi, öğrencinin tek bir dil üzerinden hareket etme fikrine radikal yaklaşmasına yol açmaktadır. Öğretmenin bu üslubu bir sonraki derste öğrencinin projedeki farklı üslupları sentezleme eğiliminde olma ihtimalini sıfırlar. Muhtemelen öğrenci, üçgenler, çubuklar, havada birleşen koniler gibi tamamen aynı dilde tüm arazide bir doku yaratma eğiliminde bir iş çıkartacaktır.
Şematik Çözülme
Genelde, şematik anlatımlar bir arazi analizi sonrasında öğrencinin projeye dair refleksif çözümlemelerini içeren durumları tarif eder. Sunumun göze hoş gelmesinin, fikrin gücünden çok çok daha önemli olduğunu fark eden öğrenci, Şemayı kavramsallaştırmak ve tüm analiz verilerinin ordinatlarının yoğunlaştığı olası gizli çatkıları idrak etme çabası yerine, günü kurtarmak, en az riskle en yüksek notu almak gayesiyle hareket etme eğiliminde olur. Çözümlemeleri basit ve nitelikli, şemaları estetik ve anlaşılırsa muhtemelen çok yüksek notla geçecektir. Dediğim duruma istisnalar muhakkak vardır. Mesela Elemental'in UC Innovation Center projesi klasik bir ofis şemasının yapı sökümü niteliğindedir.
Sürdürülebilirlik Sorunsalı
Sürdürülebilirliğin günümüzün en büyük ve mimarlık disipliniyle en fazla diyalektik bağ içinde olan sorunsalı olduğunu yeni mimarlar fark etmeye başladı. Önce Elemental ardından RCR yeni bir mimarlığı tariflemeye onun estetik ve analitik çözümlemesini politik alanda ekolojist bir yaklaşım üzerinden yapmaya başladı. Bugün kapitalizmin vahşi doğasına eklemlenmiş Star mimarların fazla esamesi okunmamaya başladı. Herzog de Meuron Prefabrike Sıkıştırılmış toprak materyalleri kent dokusunda kullandı. Elemental'in yarım evleri, 3D printer ile 1 günde inşa edilen evler, Çin'de inşa edilen orman kent, çatı suyu stokları, güneş panelleri, jeotermal enerji üretimi, bize bu çözülmeyi daha belirgin gösteriyor. Bu konuların proje jürilerinde çok fazla konuşulan konular olmadığını düşünüyorum. Akademisyenlerin genelinin bu konularda son derece cahil olduğunu görüyorum. Göreceksiniz ki sürdürülebilirlik en fazla 10 sene sonra mimarlığın en önemli konusu haline gelecektir.
Sürdürülebilirlik üzerine bazı linkler;
https://goo.gl/B8Q9Q8
https://goo.gl/7SftJR
https://goo.gl/l0lliX
https://goo.gl/eNK90h
 
C. A. / Salı, 10:16
buradaki sürekli "anne" oluşunu belirtme isteği, çocuğum için en iyisini ben bilirim alt metni mi oluyor şimdi? ben de mimarlık eğitiminin pek hayranı değilim fakat esas, "bir anne olarak" her şey hakkında bu şekilde sığ yorumlar yapabiliyorsak ne güzel.
 
mimarlik ve dismimarlik / Pazartesi, 23:42
Bence bu mimarlık hocasının söylediği şuna benziyor; bir mafya gelir ve birisini bir şekilde hukuksal olarak taciz eder. İşi bittikten sonra da "bana teşekkür etmelisin. çünkü seni hayatın zorluklarına hazırladım." der. İşte hiçbir şey öğretmeyip de öğrenciyi zorlayan hocalar bu mafyalardan daha çok onurlu ve haysiyetli değildir. Hatta en azından mafyanın ne olduğu bellidir. Kendilerine zorluk çıkaran hangi öğrenciye sorarsan sor yüzde doksanı kendisini bırakan hocaların kendilerine hiçbir şey öğretmediğini savunurlar. Yıllar geçmiştir hala konuşuruz arkadaşlarla inanın böyle. MİMAR'ca düşünüp, MİMAR'ca kıymet bilen insan; bir SANATÇI insanı zorlar, ama ZOR DURUMDA BIRAKMAZ! BIRAKAMAZ. Hele bir de öğretmenlik görevi de varsa. İnsansa yapamaz.
 
Emin Baydağ / 10 Ekim 2017, 21:36
Merhaba,ben normalde son sınıfa gelmiş bulunmaktayım ama malumunuz,okulum 1 yıl uzadı.Bana sorarsanız kalmayı hiç hak etmemiştim,bunu sınıf arkadaşlarımın da projelerine bakarak rahatlıkla söyleyebilirim.İnsanlarla kolaylıkla iletişim kurabilen bir yapım yoktur ve eğer böyle biriyseniz mimarlık belki de seçebileceğiniz en yanlış bölüm,en azından bu ülkede.4 yıldır bu bölümü okuyorum,şahsi anlamda 1 ya da en fazla 2 hocamla rahatlıkla iletişim kurabildim,onlarla bir arkadaş gibi sohbet edebildim.İlk zamanlar(3. sınıfa geçinceye kadar) benim için işkenceden farksızdı,bizi anlayan hiç kimse yoktu.Ben biraz asi biri olduğumu söyleyebilirim,buradan arkadaşlarımı çok uysal olmakla suçluyorum,onların henüz bundan haberi yok.Başlarda biraz yakınırlardı sonra hepsi tek tek akarsuyun akışına kapıldılar.Hocalarımız ne isterse yapıyorlardı,yapıyordum.Jürilerde hepimiz hocalarımız ne derse,peki hocam tamam hocam anladım hocam der,jüri artık bitsin diye içimizi yerdik.Hocalarımız onlara böyle yapınca pek memnun kalırlardı.Elbette her hoca için aynı şey söylenemez,lokum gibi 1-2 hocaya da denk geldiğim 1 sene oldu.İnanın durum bildiğiniz gibi değil,mimarlık fakülteleri şimdilerde kışlalardan farksız.Her öğrenci böyle düşünmeyebilir tabi ki,sonuçta herkes hayatın farklı yerlerine dokunuyor ama şu kesin ki mimarlık okumak biraz hassas ve duygusal insanlar için büyük çile.Ben tüm bunları yaşadım,kritiklerde ayrımcılıklar gördüm,notlarda haksızlıklar gördüm ama tüm bunlara rağmen iyi ki bu bölümü okudum diyorum.Bu bölüm beni iyi yetiştirdi şimdi kendimi daha iyi tanıyorum.İlerde bir gün bir mimarlık fakültesi'nde hoca olursam hiçbir öğrencimi bırakamayacağımı biliyorum mesela,onlara kritik verirken güler yüzlü olacağımı,espriler yapacağımı da.
Dipnot:Sınıfta kalmam,hocamla yaptığım ufak bir tartışmadan kaynaklıdır,bu tartışma benim için 1 yıla mal olmuştur.Hiç kimseye kırgın değilim,herkes yaşadığı kadar.
 
Faruk Özgökçe / 9 Ekim 2017, 16:15
Ben şunu düşündüm ki; mimarlık okurken ailenin yanında olması çok daha zor. :)
 
Özge Karzan / 8 Ekim 2017, 23:12
bahsedilen şaşalı, ufuk açan, insanı iki boyutlardan üç boyutlara atlatan eğitimle karşılaştım sanırım ama hocaların anlattıkları kadar şaşalı olmadan kısmen bu yazıdan kısmen eziyetten kısmen de yol göstermekten geçen bir eğitimdi. ama öyle hocaların anlattığı omo reklamı gibi "bırak deneyerek öğrensin" gibi bir yola asla girilmedi. hocaların "çaktırmadan" çizdiği keskin çizgiler sayesinde ve bol egoyla bitti. ama burda sorumlu sistem, öğrenci, annesi yada hocası değil insanoğlu. güzel çirkin, doğru yanlış, verimli verimsiz, yeterli yetersiz gibi kavramlar kişiden kişiye göre değişiyor farklı şeyler ifade ediyorken tasarımla doğrudan alakalı bir bölümdeki projeyi yada ortaya çıkan karalamayı kim neye göre yargılamalı? yada bu yargılama kime göre o kişi için verimli yada verimsiz? mimarlık yada içinde tasarım ögeleri bulunan bölümler, hayatta insan yargısına açık bir şekilde maruz kalan diğer her şey gibi zordur. bence bu yüzden ne hocalar verdikleri eğitimden yada seçtikleri eğitim yollarından bu kadar emin olmalı nede öğrenciler aldıkları eleştirilerden bu kadar yıpranmalı. şu "mimarlık çok zor" olayını bu kadar abartmaya da gerek yok bence. çöpçülük de çok zor, inşaat işçiliği de çok zor ev hanımlığı da çok zor. her iş, her dert insana gözünde büyüttüğü kadar zor. ama en çok "insan egosu" zor. garbage warrior ı izlemenizi diler, sistemden uzaklaşıp kendiniz olmaya çalışmanızı kalan şeyleri de çok düşünmemenizi öneririm.
 
ali uzay peker / 8 Ekim 2017, 00:30
Sorun herhalde üniversite öğreniminin sadece öğretime indirgenmiş olmasında. 18-25 yaş arası gençlerin öğrenimi üzerine kitap okumuş kaç mimari tasarım hocası vardır? Mutlaka vardır! Onlar da eminim en iyi hocalardır zaten. Ancak azınlıktadır. Hocalık sanatı sadece bilgi-deneyim aktarımı değil, asıl olarak bilgi ve deneyimin kime ve nasıl aktarılacağını bilerek öğretmedir. Üniversitelerde sadece tasarım alanında değil her alanda hocalık sorunu vardır. Çünkü üniversitelerde hocalık üzerine uzmanlık aranmaz. Üniversiteler alanında iyi olmayı ön planda tutar (hoş çoğu zaman buna da bakılmaz ya neyse!). Öğretim üyeleri kurumsal bir yönlendirme olmadan kafa göz yararak, el yordamıyla bir hocalık sanatı geliştirir. Özellikle tecrübesiz hocalar ve yarı zamanlı hocalık yapan profesyoneller bu açıdan eksiktir. Onların ayrıca eğitilmesi gerekir. Hocalık ciddiye alınan bir iş değildir kısacası. Ciddiye alınsa bile öğrenciler üzerinden puan toplamak hedeflidir. Çoğu zaman, ortalama hatta yetersiz öğrenciyi alıp yukarı çekmek yerine, iyi öğrenciyi kapıp onun üzerinden prim yapmak hedeflenir (tabii sözüm kendisini öğrencilere adamış değerli hocalara değil!). Hocalık ve öğretim konusunda konferans ve seminerler olması, hatta sertifikalar alınması gerekir. Bunların da mesleklere va alanlara özel olmanın ötesinde çağdaş öğrenim yaklaşımlarını ön planda tutması gerekir. Öğrencilere sadece birer birey ve yetişkin muamelesi yaparak sorunları çözebileceğini sanmak, velilere de çocuklarınızı özgür bırakın demek işin kolayına kaçan beylik yaklaşımlardır.
 
Can Tunçok / 7 Ekim 2017, 14:23
Mimarlık insancıl bir meslek değildir. Öyle olduğunu iddia eden mimarlara eğitim ve çalışma hayatlarını hatırlamalarını öneriyorum. Bu koşullara katlanamayan, hele ki eğitim hayatında, daha yola çıkmaya hazırlanan konumdaki biri için söylemeliyim ki durum daha da zorlaşıyor.

Böylesine psikolojik savaşların yoğun olduğu bir meslekte, haliyle ego sorunu olan insanlar çok sayıda oluyor. Bu kişileri engelli koşunun engelleri gibi görüp üzerinden atlamazsanız yere kapaklanırsınız. Bütün bu engelleri sabırla aşıp, egosunu da kontrol altında tutabilen mimarlar içinse başarı kaçınılmazdır.
 
Sedat Önel / 5 Ekim 2017, 16:00
Öğrenciyi zorlamakla başarının aynı doğrultuda olduğunu düşünen makineler ...
 
Tüm Yorumları Göster
 
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Görüşler