+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Bilginin Metalaşması Üzerinden Mimarlık Yaz Atölyelerine Dair Bir Eleştiri

26 Eylül 2017, 10:00
  defa okundu.

Bilginin Metalaşması Üzerinden Mimarlık Yaz Atölyelerine Dair Bir Eleştiri

Her meslek gibi mimarlık da kendi bilgi alanını yılların birikimi üzerine kurmuştur. Bu birikim diğer çoğu meslekten farklı olarak insanın en temel ihtiyaçlarından doğmuştur. Bunlar, doğanın yıkıcı etkilerinden korunmak, sağlıklı ortam şartlarında barınmak, soyunun devamı için uygun şartları üretmek vb. gibi temel ihtiyaçlardır. Dolayısıyla mimarlık, yüz yıllardır bu temel ihtiyaçlar üzerinde şekillenmekte ve toplumların temel taşlarından birini oluşturmaktadır. Fakat mimarlık uzun yıllardır, ihtiyaçtan doğan kullanım değerinden uzaklaşarak, kapitalist toplum içerisinde mülkiyet ilişkileri üzerinden değişim değerini önceler hale gelmiştir.

Denklemler kuracak olursak;

1.YOL Bilgi,emek,zaman=mimarlık

2.YOL Bilgi,emek,zaman+(para)=mimarlık

Bunun bir sonucu olarak yapılı çevre değişim değeri üzerinden anlamdırılan bir meta olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gerek kentsel dönüşümün rantsal kullanım örneklerinde olsun gerekse mimarlık bilgisinin paylaşım biçimlerinde olsun tüm ilişki biçimlerine damgasını vuran bir gerçekliktir. Özellikle mimarlık eğitimi bilginin bu tür metalaşmasının hem nedeni hem de sonucu olarak hepimizin üzerinde tekrar düşünmesi ve kurgulaması gereken bir alandır.

Akademi, tanımı gereği bilginin özgürce üretilip paylaşıldığı, bu yönde çalışmaların herhangi bir somut fayda gözetilmeden sadece insanlığın evrensel birikimine katkı koymak amacıyla üretildiği bir ortamdır. Bu yönden düşünüldüğünde bilgi, kimsenin üzerinde mülkiyet iddia edemeyeceği, alım-satım ilişkisine tabi bir metaya indirgenemez kolektif bir üretimin sonucudur. Öte yandan, içinde bulunduğumuz kapitalist düzen her türlü ilişkiyi birer alım-satım ilişkisine dönüştürmekte olduğu gibi bilginin paylaşımını da böylesi bir ilişkiye mahkum kılmaktadır. Bu türlü bir ilişki bilginin paylaşımının esas niteliğinin tüm akademi bileşenleri tarafından adeta unutulduğu bir yabancılaşmaya yol açmaktadır. Bu yabancılaşma hem bilgiyle kurulan ilişki bağlamında hem de akademik alanın  üretim gücü bağlamında zihinlerde büyük bir tahribata yol açmaktadır. Mimarlık eğitimi de bu minvalde hem akademik kadronun, hem davetli mimar jüri üyelerinin, hem öğrencilerin, hem de ilişkili eğitim bileşenlerinin kurduğu örüntüyle çoğunlukla bu tahribatın bir parçası haline gelmiştir. Bu örüntünün bir başka uzantısı olarak, bu yazının üzerine kurulduğu, her yıl düzenlenen yaz okulları ve yaz atölyelerine kısaca bakmakta fayda var.

  • Nesin Vakfı tarafından Nesin Matematik Köyü’nde düzenlenen “Mimarlık Yaz Okulu”nun ilkinin katılım ücreti dört öğün yemek, konaklama, dersler ve her türlü temel ihtiyaçlar dahil, koğuşlar için 1.540 TL, çadırlar için 1.120 TL iken ikincisinin dört öğün yemek, konaklama, dersler ve her türlü temel ihtiyaçlar dahil, koğuşlar için 770 TL, çadırlar için 560 TL olarak duyuruldu.
  • Nesin Vakfı tarafından Nesin Matematik Köyü’nde ilk defa bu yıl düzenlenen “Marksizm’in doğa bilimleri, sosyal bilimler ve insan bilimler ve sanat ile ilişkilerine dair beş günlük bir seminer dizisinden” oluşan “Marksizm ve Bilimler Yaz Okulu”nun katılım ücreti dört öğün yemek, konaklama, dersler ve her türlü temel ihtiyaçlar dahil koğuşlar için 550 TL, çadırlar için 400 TL olarak duyuruldu. Bu yaz okulu programında bulunan, “Marksizm ve Mekanbilim” ve “Marksizm ve Mimarlık” adlı mimarlık disipliniyle ilgili atölyelerin içeriklerine dair programda yer alanlar, tam da yukarda bahsedilen söylem ve eylem tutarsızlığının açıkça öne çıkan bir örneğini oluşturmakta. Atölye içeriğinde “mekansal planlamada/tasarımda süreç, yöntem ve ilkeleri, özne temelli ve öznel süreçlerden bağımsız olarak kurgulayan ve erki; plancı/tasarımcı özneden çok kamu adına ve kolektif üretimi öncüleyen pratiğin içine yediren paradigmaların tartışılması” (Nesin Matematik Köyü, 2017) amaçlandığı halde, alım-satım ilişkisi içinde kurgulayarak bilginin metalaşmasının bir parçası olan bir perspektifle düzenlenmiş yaz okulu içinde atölye yürütücüsü olması bahsi geçen “kamu adına ve kolektif üretimi öncüleyen” tutumu destekler görünmemektedir. Benzer şekilde diğer atölye içeriğinde sorulan retorik sorulardan biri olan, “[...]mekânı üreten mimarın ekonomi-politik bağlamda yapılı çevrenin oluşum sürecinde politik aktör olarak gücü nedir, nerede başlar, nasıl biter?” (Nesin Matematik Köyü, 2017) sorusunun cevabı tam da hem mimarın hem akademisyenin ürettikleri/parçası oldukları üzerindeki politik tasarrufunu belirleyen perspektif hangi temele oturması gerektiğini belirlemesi gerekliliğine vurgu yapması açısından anlamlı görünüyor.
  • İTÜ Mimarlık Fakültesi tarafından lise öğrencilerine yönelik olarak düzenlenen ve katılımcıların fakülte içindeki tüm disiplinlerden akademisyen ve meslek profesyonelleriyle birlikte ortak bir atölyede bir hafta boyunca tasarım çalışmaları gerçekleştirmesi amaçlanan “İTÜ Tasarım Atölyesi”nin ücreti 1500 TL, önkayıt ücreti 500 TL. Benzer nitelikte TEDÜ Mimarlık Bölümü ve ODTÜ Mimarlık Bölümü iş birliğiyle lise öğrencilerine yönelik olarak düzenlenen Warm-Up Workshopları ücretsiz. Bu iki örnek bahsi geçen bilgi metalaşmasının akademik alandan tezahür etmesi sebebiyle belki de en net olanları denilebilir. İTÜ’nün ve TEDÜ’nün düzenlediği atölyelerin mimarlık okumayı düşünebilecek lise öğrencilerine mimarlık hakkında bir fikir vermesi ve varsa akıllarındaki sorulara yanıt bulabilmeleri için düzenlenmesi harika bir eylemken, bunu ücretli olarak gerçekleştiren İTÜ’de aslında bu atölyeye katılma olanağı olmayan kesimlerin böylesi bir paylaşım ortamından mahrum kalarak en başından bilginin paylaşımındansa alım-satım ilişkileri denklemiyle mimarlığın sınıfsal niteliğinin yüzlere çarpıldığını görüyoruz.
  • Fransa’nın güneybatısında bulunan Domaine de Boisbuchet’te gerçekleşen bir tasarım yaz okulu olarak 1996’dan bu yana her yıl tüm dünyadan ilham veren tasarımcıları ve mimarları bir haftalık atölyeler yürütmeleri için bir araya getiren, bulunduğu yerle aynı adı taşıyan “Domaine de Boisbuchet: Design, Architecture, Nature” adlı uluslararası organizasyon, CIRECA (Centre International de Recherche et d’Education Culturelle et Agricole) (Uluslararası Tarım - Kültür Araştırma ve Eğitim Merkezi) adlı sivil toplum kuruluşu tarafından düzenlenmekte. Yaratıcı zihinlere deney, oyun ve öğrenme imkânı tanırken sorumluluklar da yükleyen geleceği kendimizle, toplumla, politikayla nasıl ilişkilendiririz, sorusuna cevap arayan ve bu yıl “Grow The Future Now” temasıyla daha önce olduğu gibi bu yıl da her bir atölye düzenleyicisinin ücretleri farklı olarak düzenlenen yaz okulunun ücretlerinden örnekler vermek gerekirse, IKEA  ile beraber çalışmak isteyenler için ücret 944 Dolar, seramik-cam üzerine çalışmak isteyenler için ücret 1154 Dolar olarak belirlenmiş durumda. Bu durumda büyük sorumluluklar ve toplumsal kaygılarla ortaya çıkan atölyeler dizisinin aslen geleceği sermaye sınıfı açısından daha karlı fakat aynı zamanda daha vitrini renkli olarak nasıl şekillendireceklerini merkezine alan bir perspektifle oluşturulduğunu düşünmemek elde değil.
  • Merkezinde "Toprak Fırın"ın olduğu, eller ile toprağa dokunulan, elementlerle bir araya gelinen, oyunlar oynanan, şarkılar söylenip dans edilen ‘’Düşler Akademisi”nin ücreti 750 TL. “AYDER (Alternatif Yaşam Derneği), UNDP (Birlesmis Milletler Kalkınma Programı), Kalkınma Bakanlığı ve Türkiye Vodafone Vakfı finansal desteğiyle 2008 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Düşler Akademisi engelli ve sosyal dezantajlı bireylere farklı sanat dallarından atölyelerde eğitim imkanı sunan” Düşler Akademisi (Düşler Akademisi, 2017) bu bireylerin sosyal dezavantajlı olma nedenlerini daha geniş kapsamlı bir biçimde ele alıp, sorunun kökeninde bir düzen sorunu olduğunu yadsıyarak sistemin açıklarını hem kapatmak (sosyal sorumluluk projesi aracılığıyla bu dezavantajlı gruplara kısa vadeli iyi hissettiren sosyal dahiliyetler üretmek), hem de yeniden üretmek (bu sosyal dahiliyetin kendisini de ücretli sunmak) yolunda ilerlemekte.
  • “Tasarım Oyunları Atölyesi”nin ise çalışmaları ücretsiz olmakla birlikte(!), (11 gece konaklamayı, tüm öğünleri, 3 günlük turu, hoş geldin ve hoşçakal yemeklerini) masrafları kapsayan katılım ücreti 1850 TL olarak belirlenmiş. Çağrı kitapçığında “yönetici ya da yönetilen olmadan keyfimiz için, tasarımlar oyun olsun, oyunlarda tasarım olsun” diye yola çıktıklarını söyleyen atölye bu yıl Dalyan’da İztuzu plajında gerçekleştirildi. Duyurulmuş hiçbir net hedefi olmayan atölyenin bunca paraya karşılık sadece tasarımla gelen bir eğlence vadettiği görülüyor. Bu anlamda örnek aslında diğerlerinden bilgi alım-satım ilişkisini hatta bilgiyi arka plana atarak yabancılaşmayı açık seçik göz önüne sermesiyle ayrılıyor denilebilir.
  • 2016 yılında Aysun ve Mehmet Sökmen tarafından Gündönümü Süt Çiftliği tarafından başlatılan Tezekevleri projesi kapsamında düzenlenen Doğal Sıva Atölyesi’nin katılım ücreti 7 gün pratik ve teorik eğitim, tüm öğünler, tuvaletler (kuru) ve kamp yapanlar için duşlar ücrete dahil; otel rezervasyonları, otelden çiftliğe ulaşım, kamp ekipmanları hariç olmak üzere 250 Euro/975 TL olduğu belirtiliyor. Bu örnek de diğerlerinden, sermaye sahibi, çevre duyarlılıkları bulunan kişilerin bu niteliklerini hem ön plana çıkarmak hem de böylesi çevre duyarlılıkları üzerinden mimari pratiklere dahil olan kişilere ücret karşılığında bir deneyim imkânı sunmak gibi gayet net hedefleri olan ve akademik bir bilgi paylaşımı gibi bir amaç ortaya koymayan niteliğiyle ayrılmakta.


Yukarıdaki tablodaki atölyelerin örnekleri çoğaltılabilir ve hatta her yıl bu tür atölyelerin arttığı da gözlemlenebilir. Bu tür atölyelerin bilgiyi bilimsel niteliğinden soyutlayarak verdiğini iddia etmek, açıklayacağımız nedenleri ile düşünülürse haksızlık olmayacaktır. Bilginin bilimsel niteliğinden soyutlanması, üretildiği teorik perspektifin oturduğu dünya görüşü doğrultusunda (Spirkin, 1983), yani kapitalist dünya görüşü, kavrayışı ve dünyayı şekillendirme bilinci doğrultusunda akademinin/eğitimin aslen muhafaza etmesi birincil ödevlerinden sayılabilecek bilginin evrenselliği ve herkese ait olması, alınıp-satılamazlığı ilkesini ihlali anlamına gelmektedir. Bu anlamda bilginin metalaşmasının, aynı zamanda yabancılaşmayı getirmesi yanı sıra bilginin inşa edilmiş mülkiyetini sınıfsal olarak sermayeye biçmesi ve akademisyenlerden, öğrencilerden ve tüm eğitim ilişkisi içinde bulunan kesimlerden normalleştirilmiş rıza üretilmesi marifetiyle böylesi ciddi bir sonuca vardığını fark etmemiz gerekir.

Elbette tüm bu atölyelerden akılda kalan tek şey bu ücret tarifesi ve bu görece karamsar tablo değil, burada sıralanan örneklerin sadece buna indirgenmesi de haksızlık olacaktır. Bu anlamda, tasarım atölyelerinin mimarlık eğitimi ile mimarlık pratiğini birleştirici yönünü olumlamamak, katılımcılarda yarattığı heyecan, vizyon genişleten tartışmalara zemin hazırlamak, ülkenin çeşitli yerlerinden öğrencilerin birbirleriyle tanışıp ortaklaşa üretimde bulunmalarına imkan vermek gibi çeşitlendirilebilecek katkılarını hiçe saymak mümkün değil. Bu olumlu yönlerin insanlara katkılarından öte, asıl olarak yukarıdaki tablonun içinden türediği bilginin alınıp satılabilir bir metaya dönüştüğü perspektifin katılımcılarda, yürütücülerde, düzenleyicilerde zihinsel olarak yarattığı ya da sürdürdüğü tahribatı çıplak bir biçimde ortaya koymayı önemsiyoruz. Bu söylem ile kastedilenin salt kaba bir maddiyat eleştirisi olmadığı, maddiyat ile dönen kapitalist çarkın insanların zihinlerinde yarattığı değer karmaşası olduğunu tekrar vurgulayalım. Mimarlık meslek alanından bakıldığında net bir biçimde görülen etik değerler aşınmasının ve hatta yok olmaya yüz tutmuş hale gelmesinin temel sebebi, bahsettiğimiz alım-satım ilişkisi içine, sahip olduğumuz değerlerin de dahil olması sonucunda bu değer sisteminden uzaklaşmamız veya giderek aşınmasına zemin hazırlayan bir perspektifle, sürdürmenin giderek zorlaştığı noktaya doğru sürüklenmemiz olarak görünüyor.

Bir mimarlık atölyesi pratiği biçimsel olarak düşünüldüğünde ne tamamen olumlanabilir ne de tümüyle mahkum edilebilir. Bir atölyeyi değerlendirmemizi sağlayacak temel, atölyenin amaç ve hedefleridir. Bu amaç ve hedefler, atölyeyi hazırlayan düşüncenin altyapısına dair fikir vermekle kalmaz, düzenleyicilerin mimarlığa dair perspektifini gözler önüne serer. Belirleyici olan, mimarlık bilgi alanının bilim ve teknik ile bağını kuran bu perspektiftir; zira mimar ya da akademisyen-mimar bilgiyle kurduğu ilişkiyi bu perspektifle kurar. Eğer bu perspektif bilginin metalaşmasının sonucu olan alım-satım ilişkisini temel alıyorsa, bahsi geçen atölyelerin yürütücüleri ve/veya düzenleyicileri bilginin bilim ve teknik ile bağını koparıyor anlamına gelir. Bu durumda hem yürütücü ve/veya düzenleyici rolde olan mimarlar, hem de katılımcı rolünde olan öğrenciler, mimarlar ve ilgililer, yaratıcı emek gücünü önceden belirlenmiş bir tarife üzerinden tüketiyor demektir. Burada bahsi geçen öznelerin bu atölyelerden maddi kazanç sağlayıp sağlamaması ya da katılımcıların ödedikleri katılım payının nasıl tanımlanmış olduğu (masraflar, katılım ücreti, katkı payı vs.) önemli değildir. Önemli olan bu öznelerin bilgiyi metalaştıran bu alım-satım ilişkisi içinde yer almaları ve/veya bu düzenleme perspektifine destek vermeleridir.

Atölyeler geleneksel mimarlık eğitiminden hem biçimsel hem içerik olarak farklılaşan, öğrencilere gerek pratik anlamda üretim imkanı tanıyan, gerekse söylemsel olarak dağarcıklarını zenginleştiren olanaklar sunmaktadır. Bu anlamda atölyeler, mimarlık öğrencilerinin her yaz yapmak zorunda oldukları stajlardan edindikleri bilgi ve deneyimi çoğunlukla nitelik olarak aşan ve diğer öğrencilerle tanışıp kendi deneyimlerini paylaşma imkanı buldukları alanlar olarak değerlidir. Fakat bu atölyeler bir yandan mimarlık öğrencilerine çeşitli ve hiç şüphesiz benzersiz deneyimler kazandırırken, öte yandan da atölyenin temel aldığı perspektifin öngördüğü söylem ile gerçekleşen eylem arasında fark olması çelişki oluşturmaktadır. Atölye düzenleyicileri kabaca ya “toplum için mimarlık” argümanıyla emek-zaman harcayarak, herhangi bir maddi çıkar beklemeden üretimi temel alan bir yolu seçecek, ya da kazanç odaklı mimarlık modeliyle mimarlığın araçsal rolünü devam ettirmek arasında tercih yapacaklardır. Bu iki yolu birden tercih etmek rasyonel bir tutum değil.  Bireyin yaratıcı emek gücü bir fiyat tarifesinde değerlendiriliyorsa ve satılabiliyorsa burada atölye süreçlerinden çok, tasarım atölyelerindeki ücretlendirmeyi kabul eden, bu perspektifi normalleştiren akademik tavrı da eleştirmek gerekecektir.

Bir atölye içindeki akademisyenin ücret talep etmesi, verdiği akademik bilgiyi belirli bir ücrete denk düşünmesi demek değil midir? Burada bilginin kime verildiği, kim tarafından verildiği, maddi bir karşılığın alınıp alınmadığı değil, öznelerden ve tekil durumlardan bağımsız bir biçimde büyük bir içerik sorunu bulunması bizleri ilgilendirmelidir. Bilgi kim için, ne için verilmektedir? Bu noktada toplumcu argümanlar ile yola çıkan fakat maddi karşılık bekleyen atölyelerin, bu tavrına sebep olan sorun, yazının başında ifade edildiği gibi salt bir maddiyat sorunu olmaktan çıkıp emeğin metalaşması sonucu insanın kendi emeğine yabancılaşması sorunudur. İnsan evrendeki en yüce değere, insanı insan yapan emeğe yabancılaştığında, insani tüm değerleri yani ''etik, onur, ahlak'' gibi kavramları da kendinden soyutlamaktadır. Bu tablo günlük yaşamda akademisyen için akademiyi bir gömlek olarak kullanması, akademi mekanı içinde akademisyen iken, mekan sınırları dışında gömleğinden sıyrılması ve bireyci tavrını takınması olarak gözlemlenir.

“Şimdi de dönelim ‘aydın kesimi’ dediğimiz kesime bakalım. Bildiğiniz gibi bizi edilgenlikle, uyuşuklukla suçlarlar; bizim eylem adamı değil, söz ve düşünce adamı olduğumuzu, yaşamı etkileyen bir gücümüz bulunmadığını, kısacası yeryüzünde yeni bir yaşam kurulması savaşımında işe yaramaz yaratıklar olduğumuzu ileri sürerler. Ben bu savların doğruluğunu kabul ediyorum, çünkü bunları ileri sürenler gene aydınların kendileridir. İnsanın kendi kendini suçlaması içtendir, acıdır, bazen de öfke eseridir ama her zaman doğrudur. Evet, doğruluğuna bütün kalbimle inanıyorum! Bizler ne yazık ki acınacak, zavallı insanlarız… Hem sayıca öyle çoğuz ki kelle hesabıyla bir ordu oluşur. Gönlümüzde bir nice iyi soylu istek… Ağzımızda bir yığın laf… Ama işe gelince zerresi yok!” (Gorki. 1989. 23).

Son olarak tekrarlamak gerekir ki, var bu yazının ana teması çoğu atölyenin neden para istediğini tartışmak değil. Aksine burada dikkat çekilen sorun, a, b, c atölyelerinden kaynaklı değil; para hırsının altında yatan birincil sebep olan kapitalizm ve onun kültürü kaynaklıdır. Çeşitli akademik ve mesleki faaliyetlerden katılım ücreti talep etmek, ücretin miktarından bağımsız bilginin paylaşımının karşısına bilginin satılmasını koyması yönüyle, akademisyenlerin içinde olmaması gereken bir tutum olarak düşünmekteyiz. Aksi takdirde bu sorunun daha da uçlaşmış bir örneği olan ve dünyanın çeşitli ülkelerinde neredeyse norm haline gelen, konuştuğu dakika başına ücret tarifesi (speaking fee) belirleyen, hatta bu tarifelerin hangi kriterlere göre düzenlenmesi gerektiği üzerine ortaklaşmaları bulunan (Chronicle, 2013) akademisyenler, profesyonel konuşmacılar ülkemizde de giderek artacak gibi görünmekte. Akademisyenin sorumluluğunun mesleki ve bilimsel bilginin toplumla karşılıksız paylaşımının öznesi olmak olduğunu, mimarlık disiplininden bakıldığında mesleğin halk için yapılması gerektiğini savunduğumuz gibi, bu düşüncenin akademideki karşılığı olan eğitimin de öğrenci için ve öğrenci odaklı yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Kaynakça:

Arkitera. 2017. “Doğal Sıva Atölyesi.” http://www.arkitera.com/etkinlik/4430/dogal-siva-atolyesi

Arkitera. 2017. “Toprak Fırın Atölyesi | Düşlerin Ortasında “Benimle Oynar Mısın?” http://www.arkitera.com/etkinlik/4425/benimle-oynar-misin_-toprak-firin-atolyesi

Arkitera. 2017. “Tasarım Oyunları” Atölyesi.” http://www.arkitera.com/etkinlik/4402/tasarim-oyunlari-atolyesi

Chronicle, 2013. Brian Croxall. “What’s Your Speaking Fee?.” http://www.chronicle.com/blogs/profhacker/whatsyourspeakingfee/52531

Domaine de Boisbuchet. 2017. “Grow the Future Now.” http://www.boisbuchet.org/workshops/

Gorki, Maksim. Mujik. Çeviren: Mehmet Özgül. İstanbul: Engin Yayıncılık, 1989.

İTÜ Sürekli Eğitim Merkezi. 2017. “İTÜ Tasarım Atölyesi – itüTA.”  http://www.itusem.itu.edu.tr/egitimler-ve-programlar/mimarlik-fakultesi-programlari/tasarim-atolyesi

Nesin Matematik Köyü. 2017. “2017 Mimarlık Yazokulu 1.” https://www.nesinkoyleri.org/etkinlik-detay.php?egitimkod=197

Nesin Matematik Köyü. 2017. “2017 Mimarlık Yazokulu 2.” https://www.nesinkoyleri.org/etkinlik-detay.php?egitimkod=196

Nesin Matematik Köyü. 2017. “2017 Marksizm ve Bilimler Okulu.” https://www.nesinkoyleri.org/etkinlik-detay.php?egitimkod=202

Spirkin, Alexander. Dialectical Materialism. Progress Publishers, 1983.

Tezek Evleri. 2017. “Doğal Sıva Atölyesi.” http://tezekevleri.gundonumu.biz.tr/dogal-siva-atolyesi/

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Görüşler